selim koç

selim koç
@grabowski
Atatürk, Milli Mücadele yıllarından itibaren her kararını Meclis’in onayına sunmuştu. Aynı şekilde İsmet İnönü de Meclis’i devre dışı bırakmayı hiç düşünmemişti. Ama Adnan Menderes ve onun DP’si, Meclis’i devre dışı bırakmayı alışkanlık haline getirdi. Kore’ye asker gönderilmesi tek örnek değildi. Başka örnekler de vardı. Mesela, DP hükümetinin Dışişleri Bakam Fatin Rüştü Zorlu, Meclis’in onayından geçirilmeden ve cumhurbaşkanına sunulmadan yürürlüğe giren pek çok ikili antlaşmaya imza attı. Örneğin, ABD Dışişleri Bakanı Dulles’le imzalanan ve “yıkıcı faaliyetler ve dolaylı saldın” durumlarında Amerika’ya, Türkiye ye müdahale hakkı veren “Ana Mukavele”Meclis’e sunulmadan Fatin Rüştü Zorlu’nun imzasıyla yürürlüğe sokuldu.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Hayali harici siyasetler peşinde dolananlar, nokta-i is- tinadlarını(güven niteliğini) kendiliğinden kaybederler. Atatürk
İki çağ arasında bunalan ve yenilenme çabası gösteren toplumdaki insanın dikkati çeken en büyük özelliği, düşünüşünde ve davranışındaki çelişme ve çatışma hâlidir. Çelişme ve çatışma insanlar arasında olduğu gibi, insan kendi kendisiyle de bu hâlde olur. Bu özelliği taşıyan Millî Mücadelenin insanı gerçekten zor yerde idi. Millî Mücadelenin, bu büyük hareketin içinde aktif veya pasif olarak, hareketten yana veya karşısında yer alan insanların davranışındaki dış görünüş, gerçekleri doğru olarak aksettirmemektedir. Bu dış görünüşün gerisinde yatan, insanları etkileyen gerçek unsurlar, sosyal yapının özelliğinde gizlen-mektedir.
"Türk genci inkılapların sahip ve bekçisidir, bunları zayıf düşürecek en küçük veya en büyük bir hareket duydu mu, bu memleketin polisi vardır, adliyesi vardır demeyecektir, hemen müdahale edecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla, nesi varsa onunla eserini koruyacaktır." Bu satırlar yüzlerce Demokrat tarafından dakikalarca alkışlanmıştır. 23 Mayıs 1958 tarihli Demokrat İzmir gazetesinin 4000 sayılı nüshasında Bursa Nutku'ndan ötürü Ulus gazetesi aleyhine soruşturma yapılması vesilesiyle 1949 tarihinde İzmir'deki toplantı şöyle anlatılmaktadır: "21 Temmuz 1946 seçimlerini protesto maksadıyla akdedilen toplantıda "Husumet Andı"na muvazi konuşmalar yapıldıktan sonra, bugünkü DP ricalinin en ileri gelenleri tarafından lütfen hatırlanan bu hitap, bir parti mensubu olan Şeref Balkanlı'ya rica ve ısrarla okutturulmuş. Ankara Müddeiumumiliği'nin bugün adli takip altında bulundurduğu bu sözler, bir zamanlar bütün Demokrat Parti ricali tarafından dakikalarca alkışlanan aynı sözlerdir.
bugün çoğumuza göre Batılılaşmış olmak Batının tüketim ekonomisinin kapışıcısı olmak, hatta çöplenicisi olmaktır. Bundan farklı ve buna üstün bir görüşün Tanzimat'ta ortaya çıkmış olmasının nedeni, sanıma göre bir yandan Avrupa uygarlığının henüz bugünkü kadar, kişinin (özellikle kadın kişilerin) başını döndürecek, ağzının suyunu akıtacak çeşitte ve bollukta tüketim eşyası uygarlığı haline gelmemiş olması; öte yandan da, onu görenlerin çoğunda henüz bu eşyaya karşı iştahların kabarmamış olmasıdır. Gelen tüketim eşyası da (1830 yıllarında bile makarnadan ayakkabıya kadar çok şey gelmeye başladı) henüz daha bizde el ile de olsa yapılabilecek şeylerdi. Gerçi tüketim eşyasının hayatta, özellikle dış görünüşlerde etkileri belli olacak hale gelmişti. Ahmet Vefik Paşa gibi aklı az çok ekonomiye yatık birinin yerli malı kullanma gayretleri bir antikalık şeklinde kaldı. Daha o zamandan, Batı etkisi altında kalmış halklar arasında en çok Türkler dış görünüşte en çok değişmeye başladılar; özellikle kılık-kıyafet, sakal-bıyık "devrimleri" dönem dönem tekrarlanmıştır. Halbuki, Japon, Rus, Hint toplumlarına etki, bu derecede olmadı veya buna fırsat vermediler. Bugün çatal bile ne Hint toplumuna, ne de Japon toplumuna iyice girip yerleşememiştir.