Hegel’in dışsallaşma dediği bu felsefî kavramla anlatmak istediği şey şöyle özetlenebilir: çalışan, bir şey üreten her insan, bu ürettiği şeyle veya yaptığı işle, aslında kafasında daha önceden varolan bir fikri yeniden üretmektedir. Şimdi, Marx’ın bu görüşe katıldığını eklersem bazılarınız şaşırabilir. Bu, insanın yaptığı her işin, maddî olarak gerçekleşmesinden önce kafasında yaşadığı fikrini Kapital'in birinci cildinin ilk bölümünde bulabilirsiniz. Böylece, Hegel de, Marx gibi, çalışan ama yalnız içgüdüyle işgören hayvanlar (meselâ; arı, karınca) arasında bir ayrım yapıyordu. Buna karşılık insanın, önce yapmayı amaçladığı şeye dair bir düşüncesi olur, sonra bu düşünceyi gerçekleştirmeye çalışır. Bununla Marx'ın anlatmak istediği şey, «maddeden önce düşünce vardı» değildir, şüphesiz. Daha sonra şu soruyu sorar Hegel. bizde önceden varolan bir düşünceyi maddeleştirmek istediğimizde, gerçekten ne yaparız? Kaçınılmaz bir biçimde kendimizi emeğimizin ürününden ayırırız. İmal ettiğimiz, ürettiğimiz şeyi kendi vücudumuzun dışına çıkarırız ve o da bizden ayrılır.