Sabah Sabah Aklımdan Geçenler
Bugün Spinoza’nın conatus kavramıyla tanıştım. Belki de insanın içinde hiç susmayan bir ses var. Bizi her sabah yeniden ayağa kaldıran, düştüğümüzde tekrar yürümeye zorlayan sessiz bir güç… Spinoza buna conatus diyordu; varlığını sürdürme çabası. O an düşündüm. Mutluluk belki de sandığımız gibi hep gülmek, hep kazanmak ya da her istediğine sahip olmak değil. Belki mutluluk, her şeye rağmen içimizdeki o yaşam isteğini kaybetmemektir. Bir kitapta yeni bir cümle bulmak, bir ağacın gölgesinde huzurla oturmak, sevdiğin insanın sesini duymak… Bunların hepsi yaşam gücünü biraz daha artırıyorsa, belki gerçek mutluluk tam da budur. Hayat bazen yoruyor, bazen insanı kendinden bile uzaklaştırıyor. Ama içimizde hâlâ yaşamaya devam etmek isteyen bir yan varsa, umut da oradadır. Belki de insanın en büyük başarısı, hayatı yenmek değil; hayatın içinde kendini kaybetmeden yürüyebilmektir.
Alıntı
“Bir insan yeni doğduğunda zayıf ve esnektir. Öldüğü zaman ise kaskatı ve duygusuzdur. Sertlik ve güç ölümün arkadaşlarıdır. Esneklik ve zayıflık varoluşun tazeliğinin ifadeleridir. Kendini sertleştiren hiçbir şeyi kazanmayı başaramaz.” Stalker -Tarkovski, 1979 Andrey Tarkovski
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Güçlü olmak, hiç kırılmamak değildir. Defalarca kırılıp yine de ayağa kalkabilmektir. Ama bunu herkes göremez...
Güç, Servet ve Mahremiyet: Küresel Siyaset Sosyolojisinde Nüfuz Ticareti ve Akraba Kayırmacılığı İnsanlık tarihi, gücün doğası ile o gücü elinde bulunduran odakların mülkiyet ilişkileri arasındaki gerilimin tarihidir. Güç, yapısı gereği merkezîleşme ve etrafında korunaklı bir elit tabaka yaratma eğilimindedir. Siyasi otoritenin, toplumsal kaynakları dağıtma yetkisini elinde bulundurması, iktidar sahiplerinin yakın çevreleri, hısımları ve çocukları için her dönemde doğal bir ekonomik cazibe merkezi doğurmuştur. Farklı coğrafyalarda, değişen rejimlerde ve hatta yüzyıllar arasında bile bu temel rasyonalite değişmemiştir. Doğu’dan Batı’ya, gelişmekte olan demokrasilerden kurumsallaşmasını tamamladığını iddia eden modern devletlere kadar, "güce yakın olanın kaynaktan pay alması" olgusu evrensel bir insan tabiatı ve sistem zaafı olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye’nin yüz yıllık siyasi geçmişinden modern Amerikan demokrasisinin güncel krizlerine kadar uzanan süreç, bu evrensel kuralın yapısal mekanizmalarını incelemek adına zengin bir zemin sunmaktadır. Kamusal figürlerin ve onların ailelerinin özel hayat sınırları, demokratik ve hukuki toplumlarda sıradan vatandaşlara kıyasla her zaman daha esnek bir zeminde tartışılmıştır. Siyasetçilerin, üst düzey yöneticilerin veya popüler kültür ikonlarının attığı adımlar, şeffaflık ilkesi gereği kamuoyunun incelemesine ve eleştirisine açıktır. Ancak bu esneklik, bireysel mahremiyet haklarının tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. Bireylerin rızaya dayalı özel yaşam tercihleri, cinsel yönelimleri veya sağlık durumları, toplumsal bir zarara ya da kamusal bir suç unsuruna yol açmadığı müddetçe en temel insan haklarından biri olan özel hayatın gizliliği kapsamında korunmalıdır. Dijital çağın getirdiği dönüşümle birlikte,
Sosyoloji
Müslümanların birbirleri üzerinde hem manevi ve ahlaki hakları (selamlaşmak, güven vermek, gıyabında hakkını korumak) hem de ekonomik güç nispetinde yerine getirilmesi zorunlu olan mali hakları (zekat ve infak) vardır. Gerçek bir İslam toplumu, bu iki hakkın da hakkıyla gözetilmesiyle inşa edilir
1000Kitap
benim önerdiğim içeceği içip üstüne bir de tadını beğenince yaşanan güç zehirlenmesi