Aklı başında bir yaratığın, dünyayı dolu dizgin yaşamadansa bir yere mıhlanıp, boya ya da sözcüklerle kendince bir dünya yaratma sevdasına kapılması, çılgınlık değil de ne, sizce?
Bizler eğilip bükülmüş bedenlerimizle yalnız kalıp etrafımıza baktığımızda ve kimseyi görmediğimizde, hatta havanın direncini bile hissetmediğimizde, içimizden belli anıları geçirir, onlara tutunuruz: Biraz uzağımızda evlerin, hatta bacaları köşeli evlerin olduğunu, karanlığın bu bacalardan evlerin içine, tavan aralarından çeşitli odalara yayıldığını düşünürüz. Ve ertesi gün, her şeyin görülebileceği bir günün başlayacağını bilmek kadar büyük bir mutluluktur.