"Niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin evsafı(nitelik) hakkında söz söylemekten kaçtığımız halde ilk rast geldiğimiz insan hakkında son kararımızı verip gönül rahatlığıyla öteye geçiveriyoruz?"
Haksızlıkla mücadele eden bir insanın hiçlikle de mücadele etmek zorunda kalması. Suçlusuna adalet belki ama suçsuzuna yapılabilecek en büyük kötülüklerden. Bir insanın hiçlik içinde verdiği psikolojik savaşı nasıl yendiğine tanık oluyoruz bu kitapta.
Spoiler:
Bu savaşta Dr. B'nin eline şans eseri geçirdiği bir kitapla hayat bulması ve bu kitapta yer alan satrançla ilgili görsellerle kendine bir oyun dünyası yaratmasını görüyoruz. Bir otel odasındaki hiçlik içindeki karakter on dört gün boyunca bir kitapla yapayalnızdır. İki kişilik bir oyunda kendisiyle başbaşadır. Hayalinde başlayan satranç tahtası çizimiyle birlikte Dr. B zamanla kendinin en büyük rakibi haline gelir ve oyunun tüm olası hamlelerini kendi kendine çıkaracak kadar kendisiyle oynar. En sonunda bir dünya şampiyonunu bile alt edecek seviyededir ama bu zamanla psikolojik bir yıkıma dönüşür ve Dr. B satrancı maziye gömmek zorunda kalır. Ta ki yıllar sonra oyun kendisini içine çekene kadar...
Çok etkileyici bir kitap ve defalarca okuyabilirim, çok güzel psikolojik çıkarımları var Stefan Zweig'in ve ben bunu çok seviyorum.
"Ama ne kadar soyut görünürlerse görünsünler, düşünceler de bir dayanak noktasına gereksinim duyarlar, yoksa kendi çevrelerinde anlamsızca dönmeye başlarlar; onlar da hiçliğe katlanamaz."