9/10
·84 syf.··
2026 12. kitabı
Çok etkileyici, okuduktan sonra ‘Ne kadar da güzel sevmiş yazar,’ diyeceğiniz bir eserle geldim bugün. Şükrü Erbaş’ın, eşini kaybettikten sonra yazdığı şiirlerden oluşan, ağıt niteliğindeki Yaşıyoruz Sessizce… O yası, ölümün ardından geride kalanlara bıraktığı acıyı ve yalnızlığı hissetmemek mümkün değil. Yazarın kalemine sağlık. Benim için oldukça duygu yüklü ve etkileyici bir okuma oldu. Sizde bu duyguları derinden hissetmek isterseniz tavsiyemdir. Fazla yorum yapmayacağım, aşağıya ve gönderiye bıraktığım alıntılar konuşsun. “Ne yapacaklardı, değil mi Başkalarının ölümü Bir gizli yaşama sevinciyken.” “İster ölüm olsun ister ayrılık İnsan unutur mu var olduğu bedeni. Dünya sözüm, can evim Bir gün ağzından uzak gülerse ağzım Tanrı gökyüzüyle boğsun beni.” “Ölümü senden mi öğrenecektim Soluğu canımdan çekilen kadınım.” “Seni unutacak ömrüm kalmadı Bir soğuk zamanın akşamında Dönüp yine sana başlıyorum…” “Yastığını koklaya koklaya öğrendim İnsan bir kere ölüyormuş meğer…”
1000Kitap
Yaşıyoruz SessizceŞükrü Erbaş · Kırmızı Kedi Yayınevi · 201616,1bin okunma
Ankara ayazında Jean Valjean’la yürümek…
5/10
·1724 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
Sefiller öyle “okudum bitti” denecek bir kitap değil. Victor Hugo, insanın içindeki karanlıkla aydınlığı aynı sayfada yüz yüze getiriyor. Bir parça ekmek için hapse giren Valjean’ı okurken, “adalet” dediğimiz şeyin ne kadar soğuk olabildiğini anlıyorsun. Javert kanun, Valjean vicdan… İkisi de haklı gibi ama ikisi de eksik. İnsan bazen kanuna sığmıyor. Bu kitapta yoksulluk sadece fakirlik değil; onur kaybı, umut yorgunluğu, hayata tutunma mücadelesi. Fantine’in düştüğü hâl, Cosette’in çocukluğu, Paris’in arka sokakları… Hepsi bize şunu fısıldıyor: İnsan, merhamet görmeden düzelmiyor. Sefiller’i bitirdiğimde şunu hissettim: İnsan kötü doğmuyor, çoğu zaman kötü bırakılıyor. Bir el uzanırsa değişiyor. Bir yüz gülerse toparlanıyor. Belki de kitabın derdi şu: Dünyayı kanunlar değil, merhamet ayakta tutuyor. Okuyana çok şey soran bir kitap: “Ben olsaydım Valjean’a taş mı atardım, kapımı mı açardım?”
1000Kitap
Sefiller (2 Cilt Takım)Victor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025105,5bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Yıldızlar güzelliklerini görünmeyen bir çiçeğe borçlu.
Puan vermedi·96 syf.··
2025 19. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 30 Kasım 2025 18:10
"...Ve olur da oraya yolunuz düşerse, lütfen acele etmeyin, yıldızın altında birazcık bekleyin! Eğer size doğru bir çocuk gelirse, gülerse, altın rengi saçları varsa, ona soru sorulduğunda yanıt vermiyorsa, kim olduğunu hemen anlarsınız. Böyle olursa rica ediyorum! Beni böyle üzüntü içinde bırakmayın: Hemen yazıp haber verin geri geldiğini..." Bir pilotun uçağı çöle düşer ve pilot, kaybolmuş altın renkli saçları olan çocukla karşılaşır. Çocuk, pilotun içindeki çocuğu bulur ve onunla tanışır ve unutulmaz bir masal başlar... Yer yer eleştirisi, mesajları olan bu masalı, yazar, Leon Werth' e ithaf etmiş, bence gerçek bir hikayeyi yansıtmakta. Okunmaya değer.
Küçük PrensAntoine de Saint-Exupéry · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025280,3bin okunma
El kızlarına...
Puan vermedi·400 syf.··
Beğendi
·
2025 63. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 04 Ekim 2025 17:43
Orhan Kemal’in El Kızı romanı, yalnızca Nazan’ın hikâyesini değil; toplumda “kadın” olmanın sessiz, yersiz ve çoğu zaman suç sayıldığı bir varoluş biçimini anlatır. Roman, bireysel bir trajedinin ötesinde, Türkiye’nin yeni kurulmuş ama eski alışkanlıklarından kopamamış toplumsal yapısını da gözler önüne serer. Romanın İsmi ve Sembolizmi: “El Kızı” Orhan Kemal’in El Kızı romanı, adını yalnızca bir karakterden değil, bütün bir toplumun kadına biçtiği yerden alır. Romanın adı, kadının bu coğrafyada hiçbir yere tam olarak ait olamayışının simgesidir. Kadın, nerede olursa olsun “el”dir... Baba evinde “ele gidecek” gözüyle bakılır; o evde kalıcı değildir. Koca evine vardığında ise “el kızı” olur; orada da tam anlamıyla sahiplenilmez. Eğer boşanıp baba evine dönerse, artık “el kapısından gelmiş” sayılır.Bir kadın, kocasının evinden çıkarsa gidecek yeri yoktur; babasının evinde yük, toplumun gözünde ise “dul” ya da “boşanmış” bir tehdit haline gelir. Orhan Kemal, Nazan’ın hikâyesinde bunu açıkça gösterir: Kadın ne doğduğu evde, ne evlendiği evde, ne de dünyada bir yere sığar. Romanın en acı gerçeği şudur: Bir kadının hiçbir yere ait olamaması. Bir kere “kadın” olarak konumlandığında, hep birilerinin evi, adı, soyadı, izniyle var olur — kendi varlığının sahibi değilmiş gibi. Bu döngüde kadın, toplumun gözünde hep bir geçici misafirdir. Orhan Kemal, romanın ismiyle birlikte bu sürekli aidiyetsizlik hâlini derin bir eleştiriye dönüştürür. Kadın, toplumun inşa ettiği sınırlar arasında ne kadar çabalarsa çabalasın, hep “el” kalır — kendi evinde bile. Ama evi neresi? El Kızı bu anlamda yalnızca Nazan’ın hikâyesi değil, bir toplumun kadın algısının aynasıdır. Roman boyunca Nazan, hiçbir yere ait olamamanın sancısını yaşar. Ne doğduğu eve, ne evlendiği kocaya, ne de boşandıktan
El KızıOrhan Kemal · Everest Yayınları · 202615,4bin okunma
“Aşk doğru, zaman yanlışsa…”
8/10
·126 syf.··
Beğendi
·
2025 44. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 06 Eylül 2025 14:26
Spoiler içerir!!! Goethe’nin 25 yaşındayken yazıp iki hafta gibi bir sürede bitirdiği kitap. Buna rağmen kitap çok seviliyor ve etki alanı çok genişliyor. Okunduğu dönem intihar vakaları artıyor. Gerçekten kitabın etkisinden mi yoksa kendi içlerindeki Werther’e de ancak böyle bir son yakışacağını düşündüğünden mi intihar etti bunca insan okurken bunu sorguluyorsunuz. Aslında Goethe kendi imkansız ve umutsuz aşkını anlattığı bu kitabı intihar düşüncesini kafasından atmak için kaleme alıyor. İçindeki aşk acısını, elemi, kederi Werther’e giydiriyor. Neden Werther’e böyle bir son layık gördüğü sorulduğunda ise kitabın neden bu kadar etkili olduğunu, aslında kendi içinde nasıl sancılı bir süreç yaşadığını anlayacağımız cevabı veriyor; “Werther ölmeseydi ben ölecektim.” Sonuçlarının bir sürü insanın hayatını mahvedeceğini bilse yine böyle bir son yazar mıydı Werther’e bilmiyorum ama şunu söyleyebilirim, bir karakterin ölümü bir yazara ancak bu kadar hayat verebilir sanırım. Kitap bir aşk romanı mı yoksa sonu intihara giden bir sürecin çözümlemesi mi okurken bunu sorguluyorsunuz bir yandan. Gençliğinin baharında, yakışıklı, hayat dolu, kültürlü, naif bir insan olan Werther’in nişanlı olan Lotte’ye aşık olması sonrası çöküşünü izliyoruz. Ama ne aşk, Werther için Lotte her şey. Güneş onu görürse doğuyor, Lotte gülerse gülüyor, onsuz uyuyamıyor, yiyemiyor, içemiyor, mutlu olamıyor… Ve kaçınılmaz son… En çok etkilendiğim alıntılardan biri sürecin özeti aslında; “Böyle mi olmalıydı? İnsanın mutluluğu aynı zamanda kederinin kaynağı mı olmalıydı?” Werther’in aşkı kimilerine göre saplantı, kimilerine göre bağımlılık, kimilerine göre delilik. Oysa Werther sadece aşık. Aşk gibi kutsal, yüce, bulunmaz bir duyguya “delilik” demek ona yapılmış en büyük haksızlık olur. Werther kadar
Genç Werther'in AcılarıJohann Wolfgang Von Goethe · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024150,3bin okunma
10/10
·216 syf.··
2025 14. kitabı
Takvimler 12 Eylül 1980'i gösterdiği sabaha darbe ile uyanmıştı Türkiye.Ordunun yönetime el koyduğu o gün, tarihe yüzbinlerce gözaltının yanı sıra tutuklama, işkence ve idamla geçti. Darbenin ardından başta TBMM, tüm siyasi partiler, dernekler ve sendikalar kapa­tıldı. 12 Eylül darbesi sivil toplumdan yargıya, siyasi partilerden üniversiteye etkileri bugün bile hissedilen hasarlar bıraktı. Peki bu darbenin annelere, babalara en çok da çocuklara etkisi...Ondan da bahsetmek gerekmez mi? Yıkılan yuvalardan, evladından haber alamayan analardan, mesleğinden olan öğretmenlerden, babasız ve sanki kimsesiz kalan çocuklardan... Mihrap...Henüz 10 yaşında idi darbe zamanı.Babasının tüm olup bitenlere kalbi dayanamayıp onu bırakıp gittiğinde.Öldü demiyorum çünkü o gittiğine inanmak istedi.Diğerleri gibi meçhule gittiğine ama 40 'ı çıkıp eti kemiğinden ayrılmadan önce döneceğine inanmak istedi.Eğer darbe biterse, mahalle eski haline dönerse babası da döner sanmıştı.Çünkü babası üzüntüden ölmüştü.Annesi gülerse , mahalledeki kadınlar gülerse , Ertan Abisi geri gelirse babası da gelebilirdi... Gülümseyerek ama içim acıya acıya okuduğum bir kitap oldu.Bir mahallenin, birbirine sımsıkı bağlı komşuluk ve dostlukların küçücük bir kızın ağzından anlatıldığı bu neşeli dram türündeki romana hayran kaldım. Kitapta ; babasını kaybeden bir çocuğun yas sürecini neşelendirmeye çalışma hikayesi anlatılıyor.Mihrap'ın en yakın arkadaşı, aşık olduğu çocuk,annesi, teyzesi, komşu teyzeleri, Ertan abisinin başına gelenler ve babasına olan özlemi...Hiç sıkılmadan okudum.Arkadaşıyla oynadığı tiyatro sahnelerini ve kadınlara yönelik mesajları içeren sayfaları ayrı bir beğeni ile okudum. Yüreğime dokunan bir alıntıyı da sizlerle aşağıda paylaşırken; bu güzel kitabı sizlerin de okumanızı tavsiye
MihrapSinem Sal · Karakarga Yayınevi · 2024699 okunma