Bir de bazı erkekler, kalkıp, Parisli kadınla yarışabileceklerini iddia ederler. O öyle bir kadındır ki:
"Çok müteessissiniz! Bundan size ne? Niçin öğrenmek istiyorsunuz? Amma kıskançsınız! Peki, size cevap vermek istemiyorsam?" diyerek hançer darbelerinden kurtulmasını bilir. Öyle bir kadındır ki o, 137 bin şekilde "hayır" der. Ve "peki" onun dudaklarında sayılamayacak kadar çeşitli manalar alır.
Peki ve hayır hakkında kaleme alınacak kitap, siyasi, felsefi, lisani ve ahlâki ilimler alanında, henüz yazılmamış bulunan, en güzel eserlerden biri olurdu, değil mi ya?
Saflık gösterip de onları istintaka çeken bir erkeğin ihtiraslı bir sualinden, kalbinin gizli bir köşesini okumak için büyük bir muhakeme inceliği gösterirler. Bir kadını sorguya çekmek, kendimizi ona teslim etmektir. Saklamak istediğimiz ne varsa öğrenir ve konuşurken susmasını bilir o.
Onlar için yalan, içine mücevherlerini koydukları yumuşak mahfazalar kadar lüzumludur. Böylece yalan, çok geçmeden sözlerinin temeli haline gelir; sahiyi ancak müstesna zamanlara saklarlar, tıpkı faziletleri gibi, yani ya binde bir keyifleri isteyecek, yahut bir çıkarları olacak da öyle...