Sivas’ın Ç. köyünden üç arkadaş; İflahsızın Yusuf, Pehlivan Ali ve Köse Hasan, hemşehrilerinin fabrikasında iş bulma umuduyla Çukurova’ya doğru yola çıkarlar. Fabrikaya ulaşır ve işe başlarlar. Ancak zaman ilerledikçe işler hiç de umdukları gibi gitmez.
Toprak bereketlidir; evet, bereketlidir ama onu bereketli kılan insanlar insancıl koşullarda yaşamamaktadır. Verilen yevmiyelerin azlığı, yenilen bayat ekmekler, alınan haraçlar, barınma ve sağlık sorunları… Saymakla bitmeyen zorluklarla mücadele ederler.
1954 yılında tamamlanan bu roman; işçinin nasıl ezildiğini, şehirli-köylü ile işçi-işveren arasındaki çatışmayı gözler önüne sererken, emeğin ve umutların nasıl sömürüldüğünü çıplak gerçeklerle anlatır.
…
“Ben nasıl bir yüzü fotoğraflamak istediğimi biliyorum. O yüzde öyle bir ifade belirmiş olmalı ki fotoğrafa bakan artık hep mutlu olsun… O ifade de yakalamalı mutluluğu.” dedi Güneş.
“Bence bir erkek yüzünde olmaz bu! Kadında olabilir ancak.” dedi Ayça
“Bence yetişkin yüzünde bulunmaz bu ifade…” diyerek araya girdi Handan. “Ancak bir çocuk yüzünde… Belki.”
Güneş bambaşka düşünüyordu. “Yanılıyorsunuz. Pekala bir ihtiyarın yüzünde de olabilir böyle bir ifade.”
Ayça yüzünü buruşturdu. “Kırış kırış yüzden mutluluk sinyali?”
Güneş bir süre düşündü. “Neden olmasın? Hayatı nasıl kırıştırıp da yüzüne yerleştirdiğine bağlı o insanın…”
nasıl olur bu?
sadece gülümsüyorsun ve hayatın çimenlerinde binlerce çocuk yuvarlanıyor
gülüşünde bir şey var
ve benim gökyüzümden gülüşüne uçan binlerce kuş