Gül yalçın

Gül yalçın
@gullyalcin
Okumadiginda vicdan azabı çekebilecek kadar kitap sevdalısı... Kitap yorumlarım için instagramdan takip edebilirsiniz
Ev hanimi
Ünv. mezunu
manisa
17 Haziran 1981
510 okur puanı
Mart 2015 tarihinde katıldı
Puan vermedi·164 syf.··
2025 38. kitabı
Herkese merhabalar,bu kez Seray Şahiner’in Hep Yek romanıyla yine burdayım. Hep Yek modern kent hayatının içinden yükselen yalnızlıklarındile getirmekle birlikte,kadın olmanın görünmez yüklerini ve gündelik hayatın küçük gibi görünen ama aslında derin yaralar açan ayrıntılarını ele alıyor ve aslında hepimizde olan yaraları gözümüze gözümüze sokarak biraz kanırtıyor açıkcası. Şahiner, yine kendine has keskin diliyle, sokaktan,apartman boşluğundan,kahvehane dedikodularından beslenen bir anlatı kurarak bunu bi gıybet kahvesinde buluşulmuşcasına o kadar kolay ve akıcı anlatıyor ki, 'eeeee,sonra n'olmuş de bi kere?' deme ihtiyacı hissediyorsunuz. Kitap, hayatı “bir bütün” yani “hep yek” yaşamak isteyen ama parçalanmışlıklarla boğuşan insanların hikâyesi gibi gelse de,kadınların gündelik hayatta sıkıştıkları rolleri,ekonomik ve sosyal baskılar, ilişkilerdeki tutarsızlıkları ; ironik ama bir o kadar da sarsıcı bir üslupla aktarmış. Yazar, karakterlerini kahramanlaştırmadan, süsleyip yüceltmeden, olduğu gibi -çoğu zaman da hırpalanmış halleriyle- önümüze koyuyor.Bu yüzden de okur,hem gülümseyerek hem yutkunarak,hem de kendini okuyormuşcasına sayfaları çevirmenize yol açıyor. Hep Yek,sıradan görünen hayatların aslında hiç de sıradan olmadığını,her birimizin kendi sessiz çığlıklarımızı taşıdığımızı hatırlatıyor.Bir apartman dairesinde, bir otobüs durağında, bir televizyon ekranında başlayan hikâyeler; toplumsal baskının,cinsiyet eşitsizliğinin ve bireysel çıkmazların kesişiminde büyüyor. Kısacası, Seray Şahiner yine çok tanıdık ama aynı zamanda rahatsız edici derecede çarpıcı bir gerçekliği görünür kılıyor.Kitabı bitirdiğinizde,“ben de bu hikâyenin bir yerinden tanıdık geliyorum” duygusunu yaşamanız kaçınılmaz hale geliyor.Çünkü bu hikâye yalnızca onların değil, hepimizin
HepyekSeray Şahiner · Everest Yayınları · 2019978 okunma
Reklam

Gül yalçın

, bir kitap okudu
Puan vermedi·164 syf.··
2025 38. kitabı
Seray Şahiner
7.4/10 · 978 okunma
Puan vermedi·196 syf.··
2022 27. kitabı
Tüm macera, "Annemi eşyalarıyla birlikte defnettik." cümlesiyle başladı ve Venezuela’nın çalkantılı, karanlık ve umutsuz atmosferinde geçen bir hayatta kalma hikayesiyle devam etti.Kadersiz caaaanım Adelaida Falcón,annesini kaybettikten sonra sadece yasla değil;aynı zamanda açlıkla, şiddetle ve yoklukla da yüzleşmek zorunda kaldı da içlerim yarıldı sanki... Kitap her ne kadar bireysel bir kayıpla başlasa da,bireysel bir kaybın ardından toplumsal bir çöküşün ne kadar ağır yaşandığını gösteriyor.Bir insan annesini gömemeyecek kadar çaresiz bırakıldığında, aslında tüm bir ülkenin nasıl çöktüğüne de şahitlik etti bu gözler... Adelaida’nın trajedisi, sıradan bir kadının kendi mezarını kazmak zorunda bırakıldığı bir coğrafyanın çığlığına dönüştü ve kendimi sanki olayların içindeymişim de beni duyacakmış gibi, "dur hallederiz,sakin ol" derken yakaladım. Borgo’nun dili hem keskin hem de şiirsel; ölümün soğukluğunu, açlığın acısını ve çaresizliğin gölgesini okurun içine işliyor. Dramatik kurgusu, "Bir ülke gömülürken, yaşayanlar nereye sığınabilir?" diye de kara kara düşündürüyor ki,günümüz Türkiye'sinde normal sayılan hallerden bir kez daha utanıyorsunuz. Bu roman, sadece politik çöküşün değil, aynı zamanda insanın var olma direncinin de hikâyesi.Adelaida’nın yaşadığı her an, okuyucuya hem umut kırıntılarını hem de insan ruhunun dayanıklılığını hissettiriyor. Son sayfayı kapattığınızda aklınızda sadece,ölüleri defnetmenin kolay olduğu ; asıl zor olanın hayatta kalanların yükünü taşımak olduğunu düşüneceksiniz. Bu kitapta her ne kadar bir ülke ve insan anlatılmış olsa da aslında herkes biraz Adelaida!!!Herkese keyifli okumalar.
Ölüleri DefnetmekKarina Sainz Borgo · Kafka Kitap · 202199 okunma
Puan vermedi·144 syf.··
2025 32. kitabı
Hazırlanın kendi otopsimize giriyoruz!! Charles Bukowski’nin “Ölüler Böyle Sever” kitabı, onun şiirlerinde ve düzyazılarında sıkça karşımıza çıkan temel meseleleri – yalnızlık, yabancılaşma, tutkulu ama yıkıcı aşk, yoksulluk ve hayatın karanlık köşeleri – çıplak bir dille ele alıyor. Analitik açıdan bakıldığında, eser bir “anti-romantizm” manifestosu gibi görünse de Bukowski, aşkı ve sevgiyi yüceltmez; aksine onların arka sokaklarını, çürümüş yanlarını, insanı paramparça eden taraflarını gösterir,hatta gözümüze bile sokabilir.Burada “ölüler” yalnızca fiziki anlamda ölmüş olanlar değil; sistemin, alkolün, aşkın veya umutsuzluğun içinde ruhunu kaybetmiş, hayata tutunmayı bırakmış insanları da simgeler. Çarpıcı yanı ise,Bukowski’nin bu umutsuzluğu okurun yüzüne,Cüneyt Arkın'ın düşmanını tokatladığı gibi duvardan duvara çarpmasıdır. Duygularını süslemez, kelimeleri sterilize etmez; ne varsa en kirli, en acı, en çıplak haliyle ortaya döker. Kitap boyunca bir tür “içsel otopsi”ye tanık oluyoruz: insanlar hayattayken bile aslında ölü gibi yaşarlar, sevgileri tükenmiştir, tutkuları kabuk bağlamıştır. Bukowski tam da bu noktada sorar: “Sevgi gerçekten yaşatır mı, yoksa öldürür mü?” Eserin gücü, okura rahatsızlık vermesinde yatar. Çünkü Bukowski, insanın görmek istemediği yanlarını – tutkularının çürümesini, ilişkilerin boğuculuğunu, sevginin karanlık yüzünü – göz ardı etmeyerek okuru hem kendine hem de hayata dair keskin bir yüzleşmeye zorlar. Özetle: “Ölüler Böyle Sever”, aşkı ve hayatı romantize eden her şeyin karşısında duran, okuyucuyu huzursuzlukla besleyen bir kitaptır. Bukowski burada sadece yazmaz; aynı zamanda insan ruhunun mezar taşlarını tek tek kazır ve aklınızda bir tek soru kalır: Gerçekten sevenler mi yaşar,yoksa en çok onlar mı ölür?
Ölüler Böyle SeverCharles Bukowski · Parantez Yayınları · 20231,736 okunma
Puan vermedi·374 syf.··
2025 37. kitabı
Selaaamm yine yeni bi kitapla burdayım ve bu defa bi hayli hüngür şakırım,ağlamaktan ağzım burnum tıkandı yani o derece.. “Ağaçtan Çok Uzakta” insanın en derin yaralarına dokunan, aile denen kökün ne kadar derin,ne kadar karmaşık olduğunu sorgulatan bir kitap. Kitap,farklı ailelere evlatlık verilen üç kardeşin yollarının birleşmesini ve aile olmanın ne demek olduğunu keşfetmelerini konu alarak,üç farklı bakış açısıyla ilerliyor:Bir bebeği evlatlık verdikten sonra kendi biyolojik ailesini aramaya başlayan Grace; ailevi sorunlarla boğuşan ve gürültülü bir evde yaşayan Maya; ve sürekli koruyucu aileler arasında gidip gelen, kimseye güvenmeyen Joaquin.Bu üç gencin hayatı, birbirlerinin biyolojik kardeşleri olduklarını öğrenmeleriyle tamamen değişiyor ve bize de elde mendille okumak kalıyor. ​Benway, karakterlerin iç dünyasını oldukça başarılı bir şekilde yansıtıyor.Grace'in yaşadığı yalnızlık ve kayıp hissi, Maya'nın aidiyet arayışı ve Joaquin'in duvarları arkasına saklanması, okuyucunun empati kurmasını sağlarken,her karakterin kendine özgü zorlukları ve bu zorluklarla başa çıkma yöntemleri, kitabın derinliğini de arttırıyor.Yazar,evlat edinme ve koruyucu aile sisteminin getirdiği karmaşık duyguları, samimi ve dürüst bir dille ele alıyor ve sadece kan bağının değil,aynı zamanda sevginin,desteğin ve anlayışın da bir aileyi oluşturduğunu vurguluyor. Karakterler, birbirlerini tanırken kendi kimliklerini de yeniden keşfediyorlar. "Ağaçtan Çok Uzakta" terimi, hem biyolojik aileden uzak olmayı hem de her bir karakterin kendi ailesinden ne kadar farklı olduğunu simgeliyor. ​Duygusal yönü ağır basan bu kitap,aynı zamanda umut dolu bir mesaj veriyor. Kardeşlerin birbirlerine destek olarak hayatın zorluklarına karşı birlikte mücadele etmeleri, okuyucuya sıcak ve içten bir hikaye
Far from the TreeRobin Benway · HarperTeen · 20175 okunma
Reklam