“… Bir ‘tavır alma’ydı bu. Böylesini daha önce de yapmıştı. Bir yaşantıdaki ayrıntı, yalnızca o yaşantının paylaşıldığı insanla anlamını sürdürebilirdi… O ayrıntı, o insan ‘yitirilince’, bir başkasıyla ‘yeniden’ yaşanamıyordu, hayatın ‘başka’ bir yerine konamıyordu… Dahası o ayrıntı, ancak böyle yaşatılabilir, ‘o insan için’ ölümsüz kılınabilirdi. O insan için, evet… O insanla yaşanan o günleri bir başkasıyla kirletmemek için… İnsanın kendisine sahip çıkması, başkalarına karşı savunmak istemesi, geçmişini, en azından kendi gözünde haklı, taşınılmaya değer görmeye gereksinim duymasıyla ilintili bir durumdu da bu aynı zamanda.”
“Dinlemeyi, bir insana bakmayı, dahası bir insanı görmeyi bilebilmek… Bunu yaparken de az, çok az, olması gerektiğince, doğru zamanlarda, bazı doğruların zamanlara göre değişebileceklerine de inanarak konuşmak…”
“Bazı insanlar sen ne kadar doğru konuşsan, ne kadar uzun konuşsan, ne kadar yüksek sesle ve düzgün konuşsan da seni duymazlar… O vakit iyilik dile ve yoluna git…”
“Nasıl bir organizasyon!” diye düşündü Yasemin. Öyle bir mahrumiyet bölgesine bu kadar düzenli şekilde inşaat planlaması yapmak… Hem çocukları inşaata çalıştırıp, hem öğretip, hem eğitmek… Hem onca boğazı doyurmak, hem düzeni sağlamak… Bu şartlarda çalışmayı kabul eden öğretmenlerin fedakârlığı şok etmişti kendisini. Bir yer ki, tuvalet yok ,su yok, başını sokacak bir çatı yok. Aylarca çadırda… Köyden gelmiş onca cahil öğrencinin sorumluluğu omuzlarında… Nasıl bir vizyondur bu?Bu nasıl bir ütopyadır? Nasıl bir -ne derdi annesi?- “Ülküdür”
“… sonra güvenmek kabuğuyla oynaya oynaya hep kaynattığım bir yaraya döndü. Yıllar geçti gitti. Zamanla yaralarımın kabuklarının kendiliğinden düşmeleri gerektiğini anladım. Ve o yaraların geride bıraktığı izlere bakmayı da bırakmam gerektiğini. Derken, o izlere de alıştım. Herkes gibi. Hepimiz gibi. Kolumdaki aşı, dizlerimdeki sinek ısırıklarının izi gibi bir şey oldu…”
“ Bazen böyle bir an “Korkma, ben varım,” diyenlerin bir kısmında bütün kalbimle inandım. Küçük küçük ışıklar yandı kalp bahçemde. Ama sonra herkesin kendi hikayesinde bir başına olduğunu, herkesin çok korktuğunu, “Korkma, ben varım,” cümlesinin “Korkuyorum, elimi bırakma,” anlamına da geldiğini fark ettim. Küçük kalp ışıklarını sessizce kapattım. Korktum ama yine de yaşadım. Korka korka yaşadım. Korka korka sevdim, inandım. Kırıldım, kırdım ‘bir daha asla’ dedim ama yine sevdim.
Güvenmek zor iş…
Güvenmek pek güzel iş…
Korkmamak için birine değil, kendine güvenmeli insan. O acılı sevinç ışıkları kalpte değil, insanın omzunda, saçlarında, tepesinde yanmalı. Bazen çok zor… Zor ama kendi öyküsünün kahramanıdır kendine güvenen insan…”