Gülsen

10/10
·100 syf.··
2021 3. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 03 Şubat 2021 00:04
Tolstoy bu kitabında İvan İlyiç karakteri üzerinden, artık hayatının sonuna gelmiş bir adamın hikayesini anlatıyor. Peki kimdir İvan İlyiç? Aslında sen, ben, onlar, biz; yani hepimiz... Hepimiz doğuyoruz, ileride en mutlu olduğumuzu hatırlayacağımız zaman olan çocukluğumuzu yaşıyoruz, ardından gençlik dönemi ile birlikte kendi seçimlerimizle bir hayat düzeni kuruyoruz. Eğitim hayatımız, arkadaş çevremiz, ilişkilerimiz, hobilerimiz, evliliğimiz... evet, hepsini biz şekillendiriyoruz. Ama bu kitabı okuduktan sonra, aslında "hayatımızın ne kadarını biz şekillendiriyoruz?" diye bir soru doğmuş oluyor. İvan, iyi statüsü olan bir mesleğe sahip. Eşi var, çocukları var, evi var, maddi geliri oldukça iyi. Dışarıdan bakan biri İvan'ın mükemmel bir hayatı olduğunu düşünebilir, ancak görünen ile yaşananlar arasındaki fark, her şeyde olduğu gibi burada da epey açık. İvan yaşarken bunun pek farkında değildi, o da yaşamına bir gözlemci gibi bakıyordu ve aslında herkes gibi o da yanılıyordu... Her şey, tüm sorgulamalar İvan'ın hasta olmasıyla başladı.. Ölümüne haftalar kala fark etti aslında kocaman bir yalanı yaşadığını.. Çevresindekiler, ailesi, arkadaşları.. hep çıkar ilişkisi içinde olduklarını o anda farkına vardı. Bir tek kişiyi gerçekten seviyordu, çünkü bir tek kişi onun yaşadıklarını gerçekten anlıyordu. Onu anlayan kişi de İvan hastalandıktan sonra hayatına girmişti. Hastalığından önce hayatına kattığı onca insan, onca statü, onca eşya.. hiçbiri hayatının son demlerini yaşarken onunla değildi, aslında hiç onunla olmamıştı. En acısı bu farkındalığı hayatının son demlerinde yaşamasıydı. Onca sorgulamayı cesaretini edip henüz ölümden uzak olduğu vakitte yapamamıştı. İvan aramızda değil, hiç var olmadı. O, bize önümüzdeki kırk ya da elli yıl sonrasında yaşayabileceğimiz bir
İvan İlyiç'in ÖlümüLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202261bin okunma
Reklam
10/10
·224 syf.··
2020 45. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 16 Aralık 2020 19:59
“Üzerini Örttüğümüz Her Şeyin Altında Kalırız.” Ahlaki yasalara göre yaşamamız gerektiğini düşünüp, kendi hissettiklerimizi görmezden gelirsek yani bu hislerin üzerini örtersek bu çelişkinin bedelini mutlaka bedenimiz öder. Beden, sıkıntılarını birtakım belirtiler veya hastalık yoluyla göstererek kişinin gerçek duygularını yaşamasına izin vermesini söylemeye çalışır. Çünkü beden rahatsızlığını ancak bu şekilde dile getirebilir. Kitapta en çok kullanılan sözcük kalıplarından biri “Dördüncü Emir”. Anne-babaya hürmet göstermek anlamına geliyor. Miller, burada çocukken ebeveynleri tarafından istismar görmüş bireylerin, ileride sırf geleneklere bağlılıktan dolayı onları sevmeye çalışmasının yani affetmesinin kişiye yarar sağlamayacağını aksine bedenin buna birtakım hastalıklarla tepki verdiğini pek çok vaka örnekleri ile anlatmış. Hatta örnek verdiği kişiler arasında Kafka, Rimbaud, Nietzsche gibi önemli kişiler de yer alıyor, ki bu da konuyu daha ilgi çekici ve gerçekçi bir hâle getiriyor. Kitap, genel olarak uygulanan terapi yöntemlerini dışarıda bırakan bir bakış açısını sunuyor. Uçuk fikirleri içermiyor, yalnızca gerçek olanın üzerinde duruyor ve bu gerçeği okurlarına mantıklı gerekçelerle veriyor. Kitap ilk olarak yaklaşık 16 yıl önce yayımlanmış, bence yeni sayılır. İleride daha da değerleneceğine eminim. Kitabın dili asla sıkıcı değil, oldukça akıcı. Farklı bakış açılarını okumayı seviyorsanız mutlaka okuyun derim ve şimdiden keyifli okumalar dilerim.
Beden Asla Yalan SöylemezAlice Miller · Okuyan Us Yayınları · 20194,195 okunma
8/10
·264 syf.··
2019 22. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 20 Aralık 2019 12:59
Kapak sayfasında içerikten her ne kadar "Bir intikam hikâyesi.." diye başlayıp, okurlarına davetkâr bir içerik sunsa da, özünde o kadar da maceraperest olmayan bir roman, diyerek incelememin giriş kısmına adım atmış olayım. Öz kısmını azıcık açmak gerekirse; evet, günlük hayatta yaşanılması pek mümkün olmayan olaylar ele alınmış, doğrudur. Lakin, bu ihtişamlı senaryo aslında 'özü' yani hikayedeki alt metni süslemek için kullanılan bir yöntem gibi diyelim. Yazarımızın, şairimizin, senaristimizin, yönetmenimizin; tamam tamam yazarımızın [içeriğe ufak bir atıfta bulunarak göz kırpıyorum;)] kalemi, her eserinde olduğu kadar bunda da fazlasıyla ağır, karmaşık ve muazzam. Her cümle açılmayı bekleyen, içi mücevher dolu bir kutu gibi. Her cümle, size düşünmeyi zorunlu kılan bir büyü gibi. Bana bir sayfa gösterin ki altından anlam çıkaramayacağınız bir cümle olsun. Tabii yazarımız, şairimiz, yö....... tamam tamam, yazarımız; kitapta bu durumu oldukça abartmış. Ancak ben bunun da altında bir anlam aramıyor değilim :) zira, hem sanatsal anlatım dozu fazlalığı hem de toplumsal sorunlarımıza bu denli ışık tutuşu, "sanat toplum için mi yoksa sanat için mi?" sorusuna edilmiş bir küfür gibi. Bir kitapta tecavüze uğramış bir kızın öyküsünü anlatmak kolay değildir. Hem de bu ilk kitabınızsa hiç kolay değildir. Özellikle cinsiyetiniz de erkekse, tırnak içerisinde 'bence' mümkün değildir. Ama mümkün,müş. Yazarımızın empati yapabilme yetisi oldukça sağlam. Hatta bence bu konuda kendine o denli güveniyor ki, kitaptaki karakterlerin çoğu toplumun uç bireylerini içeriyor. Bu konuda da kendisini cesaretinden ötürü kutlamadan geçemeyeceğim. Şunu da eklemeden bitirmek istemiyorum. Özellikle bu kitapta beni etkileyen mânidar bir diğer şey ise, yazarımızın, büyük KÜÇÜK şairimize, ufak da olsa
Kız ÇocuğuOnur Ünlü (Ah Muhsin Ünlü) · Doğan Kitap · 2019573 okunma
10/10
·408 syf.··
2018 14. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2018 18:57
Romanımızın ana karakterleri çok küçüklükten beri dost olan Kenan, Nihat ve Selim. Roman, Selim'in ağzından anlatılıyor. Kenan'ın ölümsüz olmak düşüncesi ile cinayetleri konu alan bir fotoğraf sergisi açmak istemesiyle başlıyor her şey.. Tabi her şey sergi ile bitmek bilmiyor.. Kenan'ın fotoğraflarda fark ettiği küçük bir ayrıntı ile üç arkadaş kendini bu cinayetlerin tam göbeğinde buluyor. Selim, polisiye romana olan sevgisi ve bu yüzden bu tür olayları daha iyi kavrayabildiğinden cinayet olaylarını çözebilmek için Kenan'a büyük ölçüde yardım sağlıyor. Yazar, Beyoğlu kültürünü, onun sokaklarını, insanlarını, tarihini, binalarını, geçmişte burada yaşanan önemli olayları; gerek betimlemeleri gerekse yalın anlatımı ile gerçekten başarılı bir şekilde yazıya geçirmiş. Yazarın romanlarının sonunda okuyucularını şaşırtmak genel olarak takındığı bir tavır sanırım. Çünkü kitabın son cümlesinden sonra kitabın bittiği sayfaya boş boş en az beş dakika bakıp kendi kendinize 'nasıl mümkün olabilir' diye sorular yöneltiyorsunuz. Yazarımız, Selim ağzından anlattığı bu kitabı gerçekten kendiyle özdeşleştirebilmiş. Hatta öyle ki, yazarın gerçekten Selim olmasından korkuyorum.
Edebiyat
Beyoğlu RapsodisiAhmet Ümit · Everest Yayınları · 201632,8bin okunma
7/10
·418 syf.··
2018 13. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 10 Mayıs 2018 19:06
Aslında bakarsanız polisiye romanlarını severim. Bu kitaba da büyük bir istek ile başladım ama devamını bu şekilde getiremedim açıkçası (son bölümler hariç). Üslubu yalın olan kitaplar beni cidden sıkıyor. Bu kitabın da dilinin sade olması insanı sıkmayacak cinsten değildi cidden. Bunları geçelim; ilk defa yazdığı kitabın içinde kendisinden bahseden bir yazar ile karşılaşıyorum. Bir tarafım bu durumu egoistlik ile karşılamadı değil, yo yoo öyle değil, kesinlikle kitaba özgünlük katan bir olaydı bu. Oradan buradan duyduğum kadarı ile kitabın asıl önemli olayları sonda yaşanacaktı, katil pek tahmin edilemeyen biri çıkacaktı. Kitapta suçlu olarak gözetilen birçok karakter olduğundan azar azar da olsa hepsinden şüphe duydum. Ama itiraf etmeliyim ki katil olan şahıs şaşırtıcı bir şekilde ortaya çıktı. Dilini her ne kadar beğenmesem de kurgu olarak ele aldığımda hiç de yabana atılacak bir kurgusu yoktu, şimdiden keyifli okumalar!
Beyoğlu'nun En Güzel AbisiAhmet Ümit · Everest Yayınları · 201943,4bin okunma
Reklam