Tolstoy bu kitabında İvan İlyiç karakteri üzerinden, artık hayatının sonuna gelmiş bir adamın hikayesini anlatıyor. Peki kimdir İvan İlyiç? Aslında sen, ben, onlar, biz; yani hepimiz... Hepimiz doğuyoruz, ileride en mutlu olduğumuzu hatırlayacağımız zaman olan çocukluğumuzu yaşıyoruz, ardından gençlik dönemi ile birlikte kendi seçimlerimizle bir hayat düzeni kuruyoruz. Eğitim hayatımız, arkadaş çevremiz, ilişkilerimiz, hobilerimiz, evliliğimiz... evet, hepsini biz şekillendiriyoruz. Ama bu kitabı okuduktan sonra, aslında "hayatımızın ne kadarını biz şekillendiriyoruz?" diye bir soru doğmuş oluyor.
İvan, iyi statüsü olan bir mesleğe sahip. Eşi var, çocukları var, evi var, maddi geliri oldukça iyi. Dışarıdan bakan biri İvan'ın mükemmel bir hayatı olduğunu düşünebilir, ancak görünen ile yaşananlar arasındaki fark, her şeyde olduğu gibi burada da epey açık. İvan yaşarken bunun pek farkında değildi, o da yaşamına bir gözlemci gibi bakıyordu ve aslında herkes gibi o da yanılıyordu...
Her şey, tüm sorgulamalar İvan'ın hasta olmasıyla başladı.. Ölümüne haftalar kala fark etti aslında kocaman bir yalanı yaşadığını.. Çevresindekiler, ailesi, arkadaşları.. hep çıkar ilişkisi içinde olduklarını o anda farkına vardı. Bir tek kişiyi gerçekten seviyordu, çünkü bir tek kişi onun yaşadıklarını gerçekten anlıyordu. Onu anlayan kişi de İvan hastalandıktan sonra hayatına girmişti. Hastalığından önce hayatına kattığı onca insan, onca statü, onca eşya.. hiçbiri hayatının son demlerini yaşarken onunla değildi, aslında hiç onunla olmamıştı. En acısı bu farkındalığı hayatının son demlerinde yaşamasıydı. Onca sorgulamayı cesaretini edip henüz ölümden uzak olduğu vakitte yapamamıştı.
İvan aramızda değil, hiç var olmadı. O, bize önümüzdeki kırk ya da elli yıl sonrasında yaşayabileceğimiz bir