Sümeyye Gülsüm

Sümeyye Gülsüm
@gulsumsgenc
Çocuk gelişimi
Samsun
1255 okur puanı
Ocak 2018 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
7/10
·320 syf.··
2019 21. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 05 Mayıs 2019 09:30
İlk mesaj ağır hastalık geçiren ve artık cebelleşmeyi bırakıp sadece ölümünü bekleyen bir karakterle ulaşıyor bize. “Yarın ölecekmiş gibi yaşa” derler ya hani. Hakikaten, yarın öleceğimizi bilsek sahip olduğumuz tek şu anı nasıl değerlendiririz? Normalde burun kıvırdığımız, yapmayı ertelediğimiz birçok şey fazlaca önem arz etmeye başlıyor tam o anda. O kadar çok şey var ki yapılması gereken, bir öncelik sırası bile yapamıyorsun hepsi çok mühim oluyor ve tüm bunlar için asla yeterli zamanın olmayacağını bilmek telafi edilemeyecek bir burukluk sadece. Hep eksik, yarım. Ana karakter hepimizin yüzüne çarpması gereken bir ders niteliğinde. Birçoğumuzun artık umursamaya tenezzül etmediği değerlere o hala sıkı sıkıya bağlı. Yıllar öncesinde çocuk sıfatında günahlarının bile sayılmadığı yaşta yaptığı bir yanlışın peşine düşüyor. Tüm sebebi kısa bir vicdan rahatlaması olsa bile. Çevresindeki ve hatta muhatabı olduğu insan bunu hiç önemsemiyor olsa bile. Artık kendimiz için değil de başkalarının ne söyleyip düşüneceğini umursayarak yaşadığımız için böylesine insani değerlerimizi yitirmek ve bunu normalleştirerek eksikliğini fark etmeden yaşamak bizim ayıbımızdır sadece. Kötü haber koleksiyonu olması karakterin bir başka özelliği. Ağırlık olarak kadınlar üzerinden gitmekle beraber yorumlara da yer veriliyor kitapta. “Genel olarak” toplu taşıma dahil, erkeklerin hiç çekinmeden, alenen yaptığı tacizlere karşılık bu durumdan rahatsızlık duyan kadınların susmaları ve dahası sanki varlığıyla karşısındakini o rahatsız ediyormuşçasına mahcup, çekimser kalmaları ve bunu gözlemleyen diğer kadınların oluşan gerginliği farkedip, kendi yaşadıklarını da anımsayarak vicdanıyla cebelleşse de öyle olması gerektiğine inandığı için, farklı bir ses, fikir sunmaktan çekinmesiyle tüm algılarını
DokunmadanNermin Yıldırım · Hep Kitap · 201711,4bin okunma
Reklam
İki bin yıldır erkeksiz yaşayan ama bebekleri olan bir ülke mi?
8/10
·216 syf.··
2018 169. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 10 Aralık 2018 09:07
Bilim kurgu klasiklerinden olmasına rağmen, bilimle pek alakası olmasa da kurgusu oldukça ilginç bir kitap. Üç arkadaşın keşifleri sırasında karşılarına çıkan “kadınlar ülkesi” başta baya hayal gücüne dayalı fikir gibi gelde de onaylar nitelikte bilgiler edinince işin peşini bırakmak istememesiyle başlıyor konu.Gram inançları olamamasına rağmen, ihtimalin verdiği hazzı kimseyle paylaşmak istemiyor, kendilerine saklıyorlar. Acaba..gerçekten olabilir mi? Hiç erkek bulunmayan bir ülke nasıl var olabilir? Varsa da varlığını nasıl idame ettirebilir? Onların tahminlerini okurken ben de kendi tahminimi yaptım ve felaketti. Dananın kuyruğu ülkeye ulaştıklarında gördükleri bebeklerle kopuyor ama onunla kalmıyor. Birisi size kusursuz bir ülke hayal et dese bu kadar edemezsiniz. Binaları, çevresi, bahçeleri, ormanları, yolları hatta meyveleri bile her şeyi muazzam. Tüm bunları “erkeksiz” yapamayacaklarından emin olan bu üç arkadaş etrafa göz gezdirirken kadınlar tarafından kibar bir şekilde alıkonularak dillerini öğrenmeye ve dillerini öğretmeye mecbur bırakılıyorlar. Açıkçası bu ülkeyi onlarla birlikte keşfetmek çok keyifliydi. Siz de sorguluyorsunuz bu esnada. Baktığınız ama görmediğiniz birçok ayrıntının farkına varıyorsunuz. Acaba erkeksiz bir toplum gerçekten imkansız mı? Kavanoz kapağı bile açamayacak kadar güçsüz lanse edilen kadınlar kendi başlarına bir uygarlık ilan edebilir mi? Eğer ki toplumda cinsiyet “gereği” diye bir şey olmadaydı? Herkesin, her şeyi yapabileceği ve kimseye muhtaç olmadan ihtiyaçlarını karşılayabileceği bir topluluk olsaydık...nasıl olurdu? Her şey tıkırında gider güllük gülistanlık mı yaşardık, bencil ve umutsuz, kapalı bir toplum mu olurduk? Acaba sadece “bazı” rolleri üstlenerek hayatı paylaşmaya mı çalışıyoruz yoksa sorumluluklarımızı aza
Kadınlar ÜlkesiCharlotte Perkins Gilman · İthaki Yayınları · 201819,7bin okunma
10/10
·304 syf.··
2018 22. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 17 Mart 2018 10:40
Seri katil; Anormal kişilik bozukluklar sonucu, otuz günden daha uzun bir zaman diliminde ve arada bekleme dönemleri de olacak şekilde üç veya daha fazla insan öldüren kişi. Birden çok insan öldüren her katil “seri katil” olmuyormuş. Ayrıca öldürme güdüsüyle veya terör amaçlı toplu katliam da yapılsa, suç örgütü adına adam da öldürülse seri katil sayılmıyor. Kitap, 1960 yılından 2016 yılına kadar Türkiye’den gelmiş geçmiş tüm seri katilleri inceliyor. 2000’li yıllara beş seri katille gelen Türkiye’nin artık 20’den fazla seri katili var. Ortalamaya bakıldığında beş saatte bir insan öldürülüyor. Ayrıca, Televizyonlarda kaynağın görüntüsü verilmeden haber yapılamıyormuş.Görüntü yakalanamayan bir bilgi halka iletilemiyor. Haberimiz olmadan aynı havayı soluduğumuz kaç iğrenç yaratıkla birlikte yaşıyoruz, kim bilir. Kitap bu bahsi geçen seri katillerin dosyalarından, görgü tanık ifadelerinden gerçekler sunularak, bilgilerle oynamadan hikayeleştirip anlatılmış. Kitabın arkasında elli sayfalık bir bölüm var. Burada, dava dosyaları, gazete haberleri, katiller ve kurbanlar, kanıtlar her şey mevcut. Yazar katillerin hepsini tek tek incelemiş, bazılarıyla birebir görüşülmüş. Tüm duygu, düşüncelerini, psikolojilerini, nedenini, niyesini anlatmış. Okudum ama anlayamadım. Nasıl anlayabilirim ki? Yaşlı çiftleri sadece yaşlı oldukları için öldüren sonra tecavüz edip yakan birisini nasıl anlayabilirim? Ya iki tane kızını ısırarak öldüren mahluk var, bu adamı neden anlamaya çalışayım ki? Bazı yerlerde yazar sebep olarak terör, yolsuzluk ve gelir dağılım eşitsizliğine bağlamış. 15 kişiyi öldürüp, tecavüz eden adamın, daha sonra namaz kılıp intihar etmesinin sebebi bunlardan hangisi olabilir ki? Tüm bunları yapan bir anadan doğma. Dayanamadım sorguladım. Hangi şartlar altında insan
Televizyon
Türk Seri KatillerSevinç Yavuz · Profil Yayıncılık · 2020429 okunma
7/10
·112 syf.··
2018 20. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 12 Mart 2018 11:04
Herkesin bir gün içerisinde yapmış olduğu rutin şeyler vardır. Bu hareketlerin ne kadarının anlamı var? Sebebinin, sonucunun bilincinde olarak uygulanan kaç davranış sergileyebiliyoruz? Bütün bunları sadece yapmış olmak için mi yapıyoruz yoksa gayet farkında mıyız? Günlük hayatımızın her anında olan, ama sadece eylem olarak tamamladığımız, gayesini göremediğimiz veya görmeye çalışmadığımız konulara yer verilmiş kitapta. Yazar bizden durup değerlendirmemizi istiyor. Söylemlerini, davranışlarını bir sorgula, neden? Mutlu mu oluyorsun? Seni bir noktadan, farkı bir noktaya taşıyor mu? Olumlu veya olumsuz sana getirilerini görebiliyor musun? Öncelikle yaşadığın olayı, yaşıyor oluşunun bilincinde ol. Sorgula sonra da mantık süzgecinden geçir. Farket. Kitabın konusunun en güzel ve temiz özetinin adında verilmiş olmasıyla beraber içeriğinde resim, edebiyat, felsefe gibi sanatın her dalından örnekler sunulmuş. Bahsi geçen sanatkârlarla benim gibi daha önce tanışmamışsanız biraz zorlayıcı olabilir. Yazarın diğer eserlerinden derlenmiş bir kitap olduğu söyleniyor, ben ilk defa deneyimledim bilemiyorum. Fazlasıyla sade bir dil. Kitabı okuduktan sonra farkındalık kazanacağınız kesin, ama derin bir iz bırakacağını sanmıyorum. Fazla beklentiye girmeyin.
Edebiyat
Görmek ve Fark EtmekAlain de Botton · Sel Yayıncılık · 2018576 okunma
6/10
·184 syf.··
2018 18. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 03 Mart 2018 09:12
Fazla ilgi duyulan bu kitabın iki hafta içerisinde yazıldığını duyduğumda ben de okumak istedim. Kitabın konusunun farklı bir kaç kaynaktan esinlenildiği biliniyor. Bunlardan bir tanesi Mevlana’nın Mesnesinde yer alan küçük bir öyküsü diğeri ise Binbirgece Masalları. Dünya’yı gezebilmek için çoban olmaya karar veren genç bir rüya görür. Rüyasını bir çingene kadına yorumlatması sonucu hazine sahibi olacağını öğrenir. Hazinesini aramak için yola koyulan çobanın fiziksel yolculuğu gibi gözükse bile insanın kendi içerisinde yaptığı yolculuğu anlatıyor. Kitabın tamamını sakin,iyi hoş bir hikaye diye okurken son cümlede mesaj benim için bir yeni aydınlanmış oldu. Hedeflediğiniz, hayalini kurduğunuz şey belki de yanıbaşınızda olabilir. Ancak sizin ona ulaşmak, tatmin duygusunu hissedebilmek için bir cefa çekmeniz gerekir. Hedefinizi daha değerli kılmak adına. Burda ben de kendimi sorguladım. Neyi gerçekten ne kadar istiyorum? Bunun için ne kadar mücadele veriyorum? İnsanın hedeflediği şeye ulaşabilmesi için gerçekten istesi, emek vermesi, fazlasıyla sabır göstermesinin yeteceğini, evrenin her koşulda işini gücünü bırakıp bu yolda dikenleri temizleyeceğini yazıyor. Aslında fazlaca iyimser olmasının dışında verilen mesaj güzel. Sadece anlatılan hikaye biraz basit olmuş. Arka sokaklara bağladı bi ara. Sürekli bir olumsuzluk yaşanıyor sonra adamın karşısına iyi birisi çıkıyor ve “sen kendi menkıbeni yaşamalısın” “ sen iste, evren iş birliği yapsın” diyor ve olaylar hemen düzeliyor. Hayat maalesef bu kadar iyimser değil. İstediğiniz her şey sadece inançla veya evrene yollanan (??) pozitif enerjiyle hallolmuyor ne yazık ki. Okuduğum için pişman değilim, gayet güzel bir kitaptı. Herkese öneririm yalnız daha çok 15-16 yaşlarında okumalısınız bana kalırsa. O zaman daha çok tatmin
Edebiyat
SimyacıPaulo Coelho · Can Yayınları · 2024246,4bin okunma
Reklam