Dış görünüşün ardındaki derin ruhsal yaraları ve toplumun acımasız önyargılarını ustalıkla işleyen sarsıcı bir romandır. Kitabın ana karakteri Ziya (Homongolos), çocukluğundan itibaren maruz kaldığı sevgisizlik, ilgisizlik ve fiziksel özellikleri nedeniyle dışlanmışlığın getirdiği ağır bir duygusal yükü taşıyor. Onun iç dünyasını ve yaşadığı trajedileri anlamaya çalışmak yerine, ona sadece bir "canavar" gözüyle bakılması, insan ruhunun ne kadar hoyratlaşabileceğini gösteriyor. Ziya’nın bu "yanlış anlaşılma" kaderi, aslında onun savunma mekanizması olarak ördüğü sert kabuğun altında yatan saf sevgiyi gizlemekte.
Romanın en can alıcı ve yaralayıcı noktası ise, sırf kendi güzelliğinin onaylanması ve herkes tarafından takdir edilmesi arzusuyla hareket eden bir kadının kurduğu kandırmaca bir tür acı acımasızlık. Bu bencilce sergilenen oyun, Ziya’nın zaten kırılgan olan dünyasını yerle bir ederken, adalet düşüncesini sorgulamaya yol açıyor. İnsanlığa sığmayan bu yapay ilgi, gerçek duyguların nasıl birer "ego tatmini" aracına dönüştürülebileceğinin acı bir kanıtıdır. Güntekin, bu hikaye aracılığıyla bizlere dış güzelliğin parıltısının bazen en karanlık vicdanları örtebileceğini, asıl çirkinliğin ise bedende değil, empati yoksunu yüreklerde olduğunu çarpıcı bir biçimde hatırlatmıştır…