-Güzelsiniz ama boşsunuz, demiş onlara sonra. Kimse sizin için canını vermez. Elbette herhangi biri benim gülümün size benzediğini sanacaktır. Ama o, sadece o, hepinizden daha önemli, çünkü o benim suladığım gül. Çünkü fanusun altına koyduğum gül o. Çünkü rüzgârdan koruduğum gül o. Çünkü tırtıllarını (kelebek olabilsinler diye bir iki tanesi hariç) öldürdüğüm gül o. Çünkü yakınmasını, böbürlenmesini, hatta bazen susmasını dinlediğim gül o. Çünkü o benim gülüm.
...
-Elveda, demiş tilki. İşte sana vereceğim sır. Çok basit bir şey: Yalnızca kalbinle iyi görebilirsin. Asıl önemli olan şeyler göze görünmez.
Rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçti hayat!
Akar suyun sesi dindi.
Gölgeler gölgelendi
renkler silindi.
Siyah örtüler indi
mavi gözlerine,
sarktı salkımsöğütler
sarı saçlarının
üzerine!
Ağlama salkımsöğüt
ağlama,
Kara suyun aynasında el bağlama!
el bağlama!
ağlama
Parçalarıyordum kimse bilmeden
Ateşim cevizin içinde
Ve bir gece içinde bilmeden öldüm
Ey gece, nereden yol bulacağız
Ey yaralı göğsüme düşen yelken.
Ya sen kürek, solmuş rüzgâr gülüm
Ya sen ne diyeceksin söyle!
Düşmesin bizimle yola
evinde ağlayanların
göz yaşlarını
boynunda ağır bir zincir gibi taşıyanlar!
Bıraksın peşimizi
kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!