Hafece

Hafece
@gulumsepapatya
Bana bir masal anlat baba İçinde bütün sevdiklerim İçinde İstanbul olsun
Yeraltından Notlar
Puan vermedi·140 syf.·
2025 7. kitabı
İnsan çok ilginç bir canlıdır. Hem iradesi vardır, hem de her an ona karşı gelen hayvani istekleri. Hem egosu vardır, hem de her şeyin kendinden ibaret olmadığını bilen bir benliği. İnsan çoğunlukla özgür olmayı ister; ama bir yandan da sorumluluk almak istemez. Başkasının boyunduruğu altına girmeyi istemez, ama “gel sen yönet” desen, güvenmez kendine. Kaçar gider. İnsan bir hedef koyarsa kendine, ona ulaşmak ister. Çırpınır durur. Mutluluğu da o çırpınışlarında sürekli erteler. Bir gün hedefine ulaşıp çırpınışlarının dineceğine ve o zaman mutlu olacağına inanır. Ama ne olur biliyor musunuz? O gün gelir ve insan çoğunlukla mutlu olmaz. İçindeki huzursuzluk kaybolmaz. Hatta bazen daha da sarar onu. Hedefini kaybetmiş olmanın üzüntüsü müdür bu, bilinmez; ama varlığı bir gerçektir. İnsan zaten çoğunlukla bilinmezliklerle doludur. Ne zaman mutlu olacağı da, ne zaman üzgün olacağı da, neyi sevip neyi sevmeyeceği de, neyi isteyip neyi istemeyeceği de bu bilinmezliklerin yalnızca birkaçıdır. İnsan, canının istediğini yapmak ister sürekli. Dostoyevski başka bir kitabında buna “kendini ortaya koyma arzusu” diyor. Peki ya insan, kendini nasıl ortaya koyacağını biliyor mu? Bana sorarsanız bilmiyor. İnsan, bir ömür boyu bunu arıyor: Canının gerçekten neyi istediğini. Hep bir şeyin peşinden gidiyor, sahip olmadığı bir şeyin. Ona sahip olduğu an ise canı başka bir şeyi istiyor. Ya da en azından, öyle olduğuna inanıyor. Kısacası insanın yeraltı o kadar karışık ve düzensiz ki, çıkış yolunu bulması genellikle bir ömürden fazla sürüyor. O ömür ise bir paradoksun içinde kaybolup gidiyor. İşte bu kitap, Dostoyevski’nin bu paradoksu “Yeraltı Adamı”nın dilinden anlatış şekli. Kitabın insanın içini açan bir etkisi olduğu söylenemez. Zaten Yeraltı Adamı da, “Bütün bu yazdıklarımın tatsız
Yeraltından NotlarFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025159,5bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Puan vermedi·424 syf.·
2025 6. kitabı
Jane Austen (Az da olsa Spoiler bulunur) Gurur ve Önyargı… Açıkçası kitaba çok büyük beklentilerle başlamamıştım. Uzun süredir listemdeydi ve kafamı dağıtmak istediğim bir gün okumaya karar verdim. Kitabın büyük bir çoğunluğu diyaloglardan oluşsa da karakterlerin duygularını yeterince anlayabiliyoruz. Kitabı her elime aldığımda o zamanın İngiltere’sine, sanki başka bir zamana, ışınlanmış gibi hissettim. Ve bu ışınlanma ile o zamanın toplum yapısının, kadınların toplumdaki yerinin ve evlilik düşüncesinin günümüzden ne kadar farklı olduğunu kitabı zihnimde yaşayarak öğrenme fırsatı yakaladım. Kitabı okurken kitabın isminin de nereden geldiğini fark ediyorsunuz: Elisabeth’in önyargıları ve Mr. Darcy’nin çoğunlukla kibir olarak görülen gururu. Kitabın başında aslında sonunda ne olacağını tahmin edebiliyorsunuz ama yine o sürecin nasıl gelişeceğini görmek için okumak istiyorsunuz. Önyargıların bir insan hakkındaki düşüncelerimizi ne kadar çok etkileyebileceğini görüyoruz romanda, aynı zamanda soğuk ve bir nevi gururlu bir duruşun nasıl da kibir olarak yorumlanabileceğini. Ana karakterlerin hikayesi dışında, kalan karakterlerin de hikayesi fazlasıyla ilgi çekiciydi bence, hepsi bir nevi farklı bir karakteri ve durumu yansıtıyordu. Bu yönden onları okurken de hiç sıkılmadım ama yine de en sevdiğim bölümlerin Elisabeth ve Mr. Darcy karşılaşmaları olduğunu söylemeden de geçemeyeceğim. Ben kitabı okurken fazlasıyla keyif aldım, gerek yazma stili olsun gerek hikayenin akışı olsun yazarın çok güzel bir iş çıkardığını düşünüyorum. Zaten o günün şartlarında yaşamış bir kadının kitap yazmasının ne kadar zor olduğunu düşünürsek, romanın değerini çok daha iyi anlamış oluyoruz. Bu noktada romanın beklentilerimi kesinlikle yerine getirdiğinin de altını çizerek incelememi
Gurur ve ÖnyargıJane Austen · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202597,9bin okunma
10/10
·282 syf.·
Beğendi
·
2025 2. kitabı
Bugün Gece Yarısı Kütüphanesi'ni bitirdim ve gerçekten çok etkilendim. Kitap bana hayatla, seçimlerle ve pişmanlıklarla ilgili çok derin şeyler düşündürdü. Hepimizin hayatında “ya şöyle olsaydı?” dediği anlar vardır. Belki başka bir şehirde yaşasaydım, başka bir meslek seçseydim, başka biri olsaydım… Bu kitap, o başka yolların her zaman var olduğunu ama hangisinin en iyisi olduğunu asla bilemeyeceğimizi çok güzel anlatıyor bence. Bazen “daha iyi olurdu” diye düşündüğümüz şeyler, aslında o kadar da güzel olmayabilir. Bazen de hiç aklımıza gelmeyen bir yol, hayatımızı baştan sona değiştirebilir. Kitabın bana öğrettiği en önemli şeylerden biri de şu oldu: Hayatı tamamen akışına bırakmak değil mesele; yürüdüğümüz yolu anlamlandırmak, şekillendirmek ve gerçekten severek yürümek. Her yolun içinde sayısız yan sokak var, ve biz hangi sokağa gireceğimizi çoğu zaman bilmiyoruz. Ama önemli olan, adım attığımız yolu sahiplenmek ve “keşke” dememek için elimizden geleni yapmak. Nora’nın yolculuğu sadece onun değil, hepimizin içsel bir yolculuğu gibi hissettirdi bana. Kitabın dili sade ama etkileyici, felsefesi ise oldukça derin. İçinde kaybolmak isteyen herkese tavsiye ederim.
Gece Yarısı KütüphanesiMatt Haig · Domingo Yayınevi · 202598,3bin okunma
9/10
·159 syf.·
2021 11. kitabı
Acımak, zamanında Reşat Nuri Güntekin'in okuduğum ilk kitabıydı. Ve çok hoşuma gitmişti. Onun üzerine tabiki diğer kitaplarını da okudum ama bu kitabın yeri de ben de hep ayrı kalacak galiba. *Buradan sonrası SPOILER içeren bir inceleme olacak.* Reşat Nuri Güntekin bu kitabında bize olayı iki farklı bakış açısıyla aktardı , Muallim Zehra ve Mürşit Efendi'den. Kitap ilk Zehra'nın anlatımıyla başlıyor ve açıkçası kitabın başlarındayken Mürşit Efendi'yi hiç bir işte dikiş tutturamayıp ailesine dahi bakamayan hatta onlara acılar çektiren ayyaş bir adam olarak görmüştüm. Ne kadar yanıldığımı çok sonraları anladım. Zehra babasının hatıra günlüğünü açıp okumaya başladığında her bir olayda Zehra'nın anlattığı adam nasıl bu olabilir diye düşündüm ve daha da ötesi o adam nasıl bu hale gelmiş olabilir. Daha sonraları annesiyle evlendikten sonra yavaş yavaş anlamaya başladım olayı. Aslında Zehra'nın en başta bize babasının onlara verdiği zarar olarak anlattıklarının bir bir tam tersi çıkmasıyla Mürşit Efendi'ye her defasında biraz daha ısındım ve bir o kadar daha onun için üzüldüm. Mesela Zehra'nın ablasının yatağında yattığı gece Zehra beni tanımadı demişti. Meğer Mürşit Efendi onu tanımamayı bırak kızını ağlamasından bile anlamış.Ya da karısının onu komşu adamla aldattığını öğrendiğinde sırf kızları biraz daha lekelenmesin diye boşanmaması, sadece komşunun gelmesini yasaklaması... Hatırlarsanız bu olayı da Zehra'nın bakış açısından çok daha farklı dinlemiştik. Sonra en sonunda Zehra'yı yatılı mektebe bırakması olayı yine Zehra'nın gözünden bambaşka iken Mürşit Efendi'den dinlediğimiz de ise sadece kızını korumak için yapabildiği son çareydi. Ben kitabı okuduğumda o zamanlar bu olayların hepsinde ve hatta daha fazlasında ters köşe olmuştum ve muhtemelen etkileyici tarafı da
Edebiyat
AcımakReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 202151,6bin okunma