Evrenin bu büyük kaos-kozmos döngüsünü insan mikro düzeyde aslında her gün ve bütün yaşantısı boyunca deneyimliyordu. Her gün evinden, yani kozmosundan dışarıya çıkıyor ve bir maceraya atılıyordu. Dışarıdaki kaotik ortamla savaşıp ardından ertesi gün yeniden bozulacak olan kozmosuna dönüyordu.
Evlerin de koruyucu ruhları vardı, bunlar genelde evlerin eşiğinde yaşardı. Eve bereket getiren, ev sakinlerini koruyan, kötülüklerin eve girmesini engelleyen, bir bakıma evi sahiplenen ruhlardı bunlar. Bazen evin çevresinde dolaşan bir yılan şeklinde görünürlerdi. Büyüklerin eşiğe oturmamıza izin vermemesi, Anadolu'nun her yanında anlatılan evin çevresi dolaşan kimseye zarar vermeyen, hatta özellikle yaşça büyük olan kişiler tarafından beslenen yılan anlatıları ve bunlara benzer daha nice inanç ve uygulama... Hepsi en eski Türk topluluklarından bugüne taşınmış kadim kavrayışın mirasıydı.
Bir insan başka bir insana nasıl davranacağını nasıl öğrenir? Bir erkek bir kadına karşı nasıl davranacağını nasıl öğrenir? Bu konuda kitapların da pek bir faydası olmuyor.
“Labirentin sonunda ölüm olduğunu bilmemize rağmen (....) şimdi beni ben yapan yolun, labirentte tutturduğum o yol olduğunu görüyorum. Ben bir nesne değil, - pek çok var olma şekli arasında- bir var olma şekliyim ve hangi yolları takip ettiğimi ve hangilerini bıraktığımı bilmek, benim ne olmakta olduğumu anlamama yardımcı olacak.