"Bu dünya kaybedenlerin dünyasıdır," diyordu köşede öylece kaldırımları izleyen adam.
Zamanın bir bıçak gibi kestiği bu otuzlu yaşlarda, kendine anlam arayışına çıkmıştı avarece.
Şiirdir bu…
İnan, ölen insanların yasını çok tuttu;
inan, güneş batıyorken çok gözümüz kamaştı geceye.
Bir kitapçıda soluklandık,
asude selamlar bekledik postane önlerinde.
Manolya çiçeğinin kokusunu duymak için
yolumuzu değiştik karanlık sokaklarda.
Kalabalığı sessize almışlar,
bir tek ben konuşuyorum
içimden, otobüsün yansıyan camına…
Şimdi birçok ölen insanın yasını tutuyorum,
en çok da kendi mezarımın başında.
Farsça bir şarkının saçına toka takıyorum,
süslüyorum onu…
Kulağımda başlıyor ağıdı…
Şimdi kendime en çok şarkı söylüyorum,
şimdi en çok kendime konuşuyorum.
Sahi, biz bunca şeye bunun için mi göğüs gerdik?
Otobüs geldi,
bindim
ve gidiyorum
kimsenin gidemediği yere;
yani evime…
Günce
22 Haziran 2026