önemli olan ne varsa kendi ruhunda barındırıyordu insan, dışarıdan kimse ona el uzatamazdı. yeter ki insan kendisiyle savaş durumunda olmasın, kendi kendisiyle sevgi ve güvene dayalı bir yaşam sürsün, üstesinden gelemeyeceği bir şey gösterilemezdi. o zaman ipte cambazlık yapabileceği gibi, kanatlanıp uçabilirdi hatta.
ben çoğu geceler içiyorum, dedi. şakağımdaki ağrıyı duymamak için, iştah açmak için falan diyorum ama değil, biliyorum. bir çeşit umutsuzluktan kurtulmak için içiyorum. belki kendi kendimden. iki çeşit içen vardır. biri, benim gibi, kurtuluşu içkiden beklemenin utancıyla içer. bir de şu çevrendekilere bak. bunlar neden içiyorlar? toplum içinde yaşamanın baskısını, yükünü hafifletmek için. çekinmeden bağırmak, yüksek sesle gülmek için. dışarda bağırmak, kahkaha atmak yasaktır. sokakta hiç gülmemek için burda gülerler. böylesi az içer. ya ben? içiyorum da kurtulabiliyor muyum? belki yalnız baş ağrısından…