bana bizim aileyle ya da komşularla ilgili bir şeyler anlatıp dururdu ama onu dinlemek istemezdim. şikayet ederdim: biraz sus ne olursun! sıkıntıyı, babamın yaşamı tarafından dayatılan saatler ve günler tekrarını bertaraf etmek için konuştuğunu anlamıyordum, ki kendi yaşamını anlatıya dönüştürmek, tıpkı yıllar sonra benim için de geçerli olacağı üzere, varlığının ağırlığına dayanabilmekte bulduğu en iyi yöntemdi.
Alıntı
2. Dünya Savaşı'nda İstanbul
1939 senesi 1 Eylül’de, radyoda “Almanya, Polonya’ya harp açmış” diye duyuldu. Tabii herkesi bir endişe aldı, beklemeye başladılar. Hitler’e düşman olanlar da İngiliz taraftarı olanlar da vardı. Ama babam Hitler’i doğru adam diye çok tutardı. Çünkü Almanya’yı kalkındırmıştı. Almanya Polonya’da ilerledi, sonra Rusya’ya harp ilan etti, Karadeniz’in şimalini geçti, Kafkaslara kadar geldi ve kış bastırdı. 1942’de çok şiddetli kış geçti. Hatta İstanbul halkı; “Rusya Almanya’yı mağlup etmedi, ‘Mareşal Kış’ mağlup etti” diye söyledi. İşte o zaman hükümet tedbir olarak köylünün buğdayını almak istedi. Bunun için de Toprak Ofisi kuruldu. İstanbul’a az buğday geldi, ekmek karneye bağlandı. Bir günlük pul yarım ekmekti. Daha sonra dörtte bir ekmeğe bile indi. Bir ara ekmekler küçüldü, dörtte bir ekmek 150 grama geldi. Çörek, simit, un birden karaborsaya düştü, leblebi bile bulamazdık. Temel ihtiyaç maddelerinin karneye bağlandığı günler, uygulama nasıl oluyordu? Muhtara karneler gelir, nüfus kağıdına göre ekmek karnesi verilir. Sonra da tekrar almasın diye damga basılırdı. Karneler aylık olur, her ay yenilenirdi. Karnede 30 tane pul vardır, her gün bir tanesi koparılırdı. Kahve dışarıdan gelirdi, ticaret de bozulduğu için fındık kabuğunu kavurur, sonra çeker, kahve diye içerlerdi. Şeker de karneye bağlandı. Basma bile yoktu. Bir keresinde beş metre Amerikan bezi almam gerekti. Her şey pahalı, annem de dükkanlara alışverişe gitmez; zaten evin işini bırakıp ne zaman gidecek? Ben mektep olmadığı zamanlarda yeni açılan Memurlar Kooperatifi’nden bez almaya gitmiştim. Sabahleyin erkenden Aksaray’a gidip Kooperatif’in başında sıraya girdiğimi bilirim. Başka zamanlarda da un, şeker, gaz almak için kuyruğa girerdim. Bir de Fındıklı’da açılmıştı. İşte bu durum 1942’lerde başlayıp üç sene
Sayfa 130 - Timaş
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
UNUTULMUŞ BÜYÜLER VE TERK EDİLMİŞ ÖYKÜLER
- Ben yeteri kadar güçlü değilim. - Sen kendi acılarının yanı sıra bazı zamanlar önemsediğin i̇nsanların acılarını da taşıdın, acılar çok ağırdır, ne kadar hafif görünürse görünsünler onları taşıyabilmek hem güç hem de yürek ister. - Fazlasıyla tembelim bu hayata doğru düzgün yaşaması için tembel olmayan birine vermelisin. - Bazı günler bir şeyler yapmak için güneşten önce uyanıp güneşle bu kadar tembel olduğu için dalga geçmedin mi? Hem... Hayatı doğru düzgün yaşamak da ne?
Bazı günler sanki içimde hiçbir şey kalmamış gibi hissediyordum. Kıvılcım kalmamıştı. Umut kalmamıştı. Neşe kalmamıştı.
1000Kitap
Ne olacaksa bırak olsun. En kötü gün de sonuna varır.
Alıntı
Hepimizinki günübirlik hayatlar; hatırlayanın, hatırlanandan farkı yok. Hepsi geçici. Hem anılar hem de onların nesnesi. Her şeyi unutmuş olacağın günler kapıda, her şeyin seni unutacağı günler yakın. Bil ki çok geçmeden hiç kimse ve hiçbir yerde olacaksın.