Ben daha küçük yaştan itibaren, başkalarını düşünerek yaşamayı öğrendim. Babam hep şöyle derdi: "Sen zarar görsen bile, önce karşındaki insanı düşünmelisin. İnsan dediğin böyle yaşar." Bu anlayış bana da hep doğru gibi gelmişti. Hep başkalarını ön planda tutmamla gurur duydum. Dışarıdan bakıldığında her şey yolundaymış gibi görünüyordu.
Sözlerimde samimiydim, hatta söyleyemediğim çok şey vardı. Kendime bile itiraf etmekte zorlandığım şeyler. Çünkü her itiraf beraberinde bir gurur incinmesi getiriyordu.
Erkek kadından farklıdır. Kadın şimdiki zamana bağlıdır ve bir tek, anlık gereksinimleri bilir. Biz onun onurunun üstündeki onuru, onun en çılgın gurur tasavvurunun ötesindeki gururu biliriz. Bizim gözlerimiz yıldızları gözetleyelim diye uzak görüşlüyken, onun gözleri, ayağını bastığı sert topraktan, göğsünün üstündeki âşığının göğsünden, kollarının arasındaki gürbüz bebekten ötesini görmez. Ama yine de çağlar boyunca kimyamız böyle oluştuğundan, kadın düşlerimizde ve damarlarımızda sihir yaratır, bu yüzdendir ki âşıkların doğru biçimde söylediği gibi dünyanın tamamına bedel kadın, bizim için düşlerden, uzak görüntülerden ve yaşamın özsuyundan daha fazlasıdır. Yine de yalnızca budur, yoksa erkek erkek olmazdı, tüm öteki ve aşağı yaşamı ayakları altına alıp kendi kızıl yolunu çizen savaşçı ve fatih olmazdı; erkek âşık, soylu bir âşık olmasaydı asla soylu bir savaşçı da olmazdı. Sevdiğimiz için en iyi biçimde savaşır, en iyi biçimde ölür ve en iyi biçimde de yaşarız.