Gašru: Mezopotamya ve Ugarit’in Güç Tanrısı Gašru, eski Yakın Doğu panteonlarının gölgede kalmış ama ilginç bir figürüdür. Ugarit'te Gataru adıyla anılırdı; "güçlü, kuvvetli" anlamına gelen bu sözcük, hem bir tanrı adı hem de genel bir sıfat olarak kullanılırdı. Bu yönüyle Gašru, ruhsal güç, belki yeraltının karanlığıyla, belki ölüm sonrası alemle; kimi kaynaklara göre savaş ya da bitki dünyasıyla ilişkilendirilmiş olabilir. Zamanla, Mezopotamya'daki bazı tanrılar — Lugalirra ya da Erra gibi - Gašru'ya benzer niteliklerle algılanmış; bu da Gašru'nun doğrudan bir tanrı olarak değil ama karakter olarak anlam kazandığını gösteriyor. Neo-Babylon döneminde, Opis şehrinde Gašru adına tapınaklar olduğuna dair yazılı izler bulunur; bu da onun kültünün bir dönem varlığını sürdürdüğünü düşündürür. Öte yandan, Gašru'nun adı yalnızca bağımsız bir tanrı olarak değil, pek çok tanrının epiteti (sıfatı) olarak da geçer. Örneğin, yağmur ve fırtına tanrısı Adad, çoban tanrısı Dumuzi ya da aşk ve savaş tanrıçası İştar — kimi metinlerde "gašru / güçlü" sıfatıyla nitelenir. Bu, "Gašru" nun sabit bir kimlik değil, bir nitelik, bir güç sembolü olarak görüldüğünü işaret eder. Antik dünyanın tozlu arşivlerinde dolaşırken, bazı tanrı ve tanrıçaların görkemli tapınakları ve destanlarıyla karşılaşırız. Ancak bu büyük isimlerin gölgesinde, daha az bilinen ama işlevleri itibarıyla merkezi öneme sahip figürler de bulunur. İşte Gašru, tam da böyle bir figürdür: Adı bizzat "Güç" anlamına gelen, Ugarit'in sisli kıyılarından kadim Mezopotamya'nın bereketli ovalarına kadar uzanan kültürel bir köprü. Gašru (veya Ugaritçe’deki eşdeğeri Gataru), sadece bir tanrının adı değil, aynı zamanda mutlak ilahi kudretin ve yıkıcı gücün somutlaşmış haliydi. Gašru'nun hikayesi, kültürel alışverişin ve inanç
Bugün de Arapçı ve İrancı hissettirdiler . Gurur duyarım
Reklam
"GÖLGELERDEKİ ANİME DÜNYASI" 1. BÖLÜM - Önyargılar
“Gölgelerdeki Anime Dünyası”serimizin ilk bölümüne hoş geldiniz değerli anime severler... Ve anime dünyasını merak eden ama bir türlü cesaret bulamayanlar... Nasılsınız? Ben fantastik dünyalarla ve mavi renkle kafayı bozmuş olan R. A. Süreyyâ...🌠 Bu bölüm hepinize hitap edecek ve oldukça yardımcı olacağına inandığım bir etki oluşturacak. Konumuz, anime önyargısı.💙 Evet, itirafta bulunayım, bundan yaklaşık 4 sene öncesinde ben de oldukça koyu bir anime hater’ıydım. Çevremde animeler hakkında konuşanlar olduklarında yüzüm ekşir, “Ne kadar aşağılayıcı.” şeklinde düşüncelerle o kişilerden uzaklaşırdım. Böyle düşünmeme sebep olan şey neydi diye düşünecek olursam, galiba ergenlikten çıkıp o genç kız havalarına girdiğim zamanlara denk geliyordu ve “Çocuk şeyleri mi izliyorlar? Çizgi film bunların hepsi, kedi kulaklı kızlar, sapık şeyler...” diyerek kendimce aşağılıyordum onları. 🐋 Madem konu buradan gitti, ilk önyargı sebebimiz de, ANİME ve ÇİZGİ FİLM ayrımı yapamamak olsun. Evet, genel görüntüsü, çizimlerden oluşması, renklerin canlılığı ve ses aktörlerinin hayat verdiği karakterler olması, uzaktan bakıldığında animelerin çocuklar için var olan çizgi film sektörüyle karıştırılması çok olağan. Ama derinine indiğimizde, ikisinin asla aynı kefeye koyulamayacak kadar farklı olduklarını fark ederiz. Şimdi, şöyle bir karşılaştıralım; Çizgi filmler: Çoğu zaman çocuklara yönelik içeriklerdir. Animeler: Her yaştan izleyici kitlesine sahiptir. 6 yaşında bir çocuktan tutun, 50 yaşında bir adama hitap edecek kadar geniş bir içerik yelpazesine sahiptir. Çizgi Filmler: Genelde masalsı bir anlatıya sahiptir, derin ve karanlık konulardan uzaktır. Animeler: yetişkin bir bireyi bile hüngür hüngür ağlatabilecek, ya da dehşete düşürebilecek, veya aklını karmakarışık
Eğitim hayatlarımdan en zor bir yılı geride bırakmanın yorgunluğunu ve sevincini taşıyorum. Bu yıl yeni bir benle tanışma fırsatım oldu, okulu bırakmak için çok müsait durumlarda, mücadeleci ruhumun sınırlarını zorladığıma şahit olmak hem gurur verici hem şaşırtıcıydı. Şimdi dinlenme vakti. Yapacak çok iş var...🥰
Keşke bilseydi…
Şayet bilseydi harâb etmeye kastettiği o ulu surların ardında asırlık bir şehr-i civân gizlidir; hangi muzaffer sultan râzı olurdu, binlerce neferin namahrem eli değsin o vakur kalenin pak sinesine? Hangi mağrur pusatlı el, O’nun mukaddes sükûtunun önünde diz çökmeden ilerleyebilirdi? Ateş kusan hangi namlu kast edebilirdi O’nun inziva kokan huzuruna? Hangi bayraktar cür’et edebilirdi, gurur sancağını o muallâ burçlara dikmeye? Hangi ihtiras, hangi kibir zafer sanıp da böylesi bir mülkün târ ü mâr edilişini izleyebilirdi? Haşa! Değil gölgesinin, zülfünün bir telinin bile O’nun surlarına düşmesinden haya ederdi… Eşiğinde susar… Uzağında Tavaf eder… Mahremiyetine secde edercesine hürmet ederdi…
Gurur genellikle onurla gizlenir. Beklemenin bir kazanma yolu olduğuna bizi ikna ediyor, çoğu zaman sadece zamanın bizim adımıza karar vermesine izin veriyoruz. Af dilemek, önce konuşmak veya hissettiklerimizi ifade etmek bizi zayıf yapmaz; bizi cesur yapar. Çünkü gurur egoyu korur ama aşkı nadiren korur. ❤️ 🩹
Reklam
Reklam