"Yolculuğun tek heyecanı, aşçının yamağına sarkan birinin linciydi.Adamı dövüp bir depoya kapattılar.Tabii genç tecavüzcü yerde kıvranırken çevresinde oluşmuş ve tekme yağdıran zincirin halkalarından biri de bendim.Yanımdakilerin omuzlarına tutunarak birkaç tekme de ben fırlattım,kendi kanında boğulmak için dua etmeye başlamış adamın kafasına.İki gün sonra unutuldu her şey.Ve aşçı yamağının kalçaları başkalarının da ilgisini çekmeye başladı.Bu sefer kimse linç girişiminde bulunmadı çünkü yamağı düzenlerin sayısı ahlakçılık oynayanlarınkini geçmişti.Kanıksanmıştı kalçalarının lezzeti.Ama ilk hareketi yapıp dişleri paramparça olan adam, tabuyu yıkan kişi olarak, bütün insanların günahlarına karşılık çarmıha gerilmiş İsa gibi, yolculuk boyunca hücresinde tutuldu."
"İçindeki gerçeği fark ettiği gün, o kadar korkmuştu ki gömüldükleri yerden çıkmasınlar diye üstlerine fazladan toprak atılan ölüler gibi kendi gerçeğinin üstüne de tonlarca yalan atmıştı.Ve şimdi, yavaş yavaş tırnaklarıyla kazıyordu.Yığdığı yalanları kürekliyordu.Gerçeğe ulaşabilmek için.Kendine ulaşabilmek için..."
"Bizi takip eden yoktu.Ama biz hep sırtımızı duvara veriyorduk, oturduğumuz yerden kapıyı görmeye gayret ediyorduk.Bizi büyürken kimse mutsuz etmemişti ama yine de herkesten nefret ediyorduk.Nefsi müdafaa bile değildi yaptıklarımız, düşüncelerimiz."