Halkların evrimini mümkün kılan asıl etken hakikat değil, aksine yanılsamadır. Kitleleri yanılsamalarına inandırmayı bilen kişi, onlara kolaylıkla hükmeder onları bu yanılsamalarından uyandırmaya kalkışanlarsa daima düşmanları olur.
Özellikle de Latin ırkları için demokrasi kelimesi, kişisel irade ve girişimin, devlet tarafından temsil edilen halkın irade ve girişimine tabi olmasını ifade eder. Her şeyi yönetmek, merkezileştirmek, tekelleştirmek ve üretmek konularında kendisine giderek daha fazla sorumluluk yüklenen devlettir. Halbuki Anglosaksonlarda ve Amerika'da aynı demokrasi kelimesi, iradenin ve bireyin millete öne çıktığı ve devletin mümkün mertebesine silikleştiği polis, ordu ve diplomatik ilişkiler dışında devlete hiçbir şeyi hatta Öğretim sistemini bile idare etme izninin verilmediği bir durumu ifade eder.
Kelimeler o kadar güçlüdür ki kitlelere en tiksindirici şeyleri kabul ettirmek için onları iyi seçilmiş terimlerle yeniden isimlendirmek yeterli olacaktır.
Latin eğitimi demenin gayet yerinde olacağı bu eğitim tarzının arz ettiği en mühim tehlike, ders kitaplarını ezberlemekle zekanın geliştirilebileceği fikri gibi temel bir psikolojik yanılgı üzerine inşa edilmiş olmasıdır. Böyle bir eğitim, kişinin içine doğduğu koşullara yönelik şiddetli bir tiksinti ve bu koşullardan çıkmak için büyük bir arzu veriyor. İşçi artık işçi olmak, köylü de köylü olmak istemiyor ve en alçak gönüllü burjuvalar devlette maaşlı memurluktan başka bir kariyeri çocuklarına uygun görmüyor. Okul, insanları hayata hazırlamak yerine kendi kendilerini yönetme ihtiyacı duymayacakları veya şahsi bir teşebbüs parıltısı göstermeden başarılı olacakları kamu görevlerine hazırlıyor. Böyle bir eğitim, toplumsal hiyerarşinin en alt basamağında, talihinden şikayetçi ve her an baş kaldırmaya hazır bir proleter ordusu yaratıyor. Hiyerarşinin üst kısımlarındaysa hem kuşkucu hem de her şeye kanma eğilimi gösteren, koruyucu bir tanrı gibi gördüğü ama yine de sürekli eleştirmekten geri kalmadığı devlete batıl bir güven duyan, kendi hatalarını hükümete fatura eden ve otoritenin müdahalesi olmadan en küçük bir teşebbüste bulunmaktan aciz, boş kafalı bir burjuvazi meydana getiriyor.
Zaman tek gerçek yaratıcı ve tek büyük yok edicidir. Kum taneleriyle dağlar meydana getiren ve jeolojik devirlerin muğlak hücresini insanlık mertebesine yükselten odur.