• Yıllar önce okuduğum kitapları tekrar okumak bana çok iyi geliyor. Her ne kadar karşımıza bir ara televizyon dizisi olarak çıkmış olsa da
    -ki, başarılı bir diziydi- satırlarda gezinmenin zevki bir başka. Bu kadar güzel eserlerimizin dünya çapında iş yapmaması ve ödül almaması çok üzücü. Tabi bu politik bir durum. Benim gözümde Aşk-ı Memnu'nun hiç bir ödüle ihtiyacı yok, zira Aşk-ı Memnu'nun kendisi zaten bir ödül.
  • 160 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    İkinci Waliz |4/5|

    Waliz’i bir seri olarak yazmayı toplamayı ömrüm boyunca sürdüreceğim. Waliz Bir, Waliz İki, Üç… böyle gidecek. / Elbette son notlarımın kitap halini göremeyeceğim. / -‘O kitabın adını da Açık Kalan Son Waliz koyarsınız ardımdan’ dedim. Üzüldü dostlarım / Oysa ölen birine değil, yaşayan birine üzülmek önemli. / Ölüye üzülen kendine üzülür; yalnızlaştığının farkına varır./ Ölü bol. Diri az./”

    Kitabın daha on beşinci sayfasında bu cümleler ile karşılaştım. Yazarı yakın zamanda kaybettiğimizi hatırladım ve yutkundum. Waliz, henüz ikincisi yeni çıkmış sayılabilecek bir diziydi. Eğer yeteri kadar not varsa da, Waliz’in üçüncüsünü Waliz Üç değil, Açık Kalan Son Waliz olarak göreceğiz.

    Topladı Waliz’ini çekti gitti bu dünyadan.

    Normalde yapmayacağım bir şey yapıp, Waliz’e ikincisinden başladım. Kitabın esasında yazarın günlüklerinden derleme notlar olduğunu bildiğimden, anlamayacağım bir süreklilik olduğunu düşünmüyordum. Ki olması muhtemeldi aslında. Yine de bu riski almak ve ikincisinden başlamak istedim.
    Henüz yeni kaybettiğiniz birinin günlüğünü okumak, hele güncel, yakın tarihli olaylarda tuttuğu notları okumak tuhaf hissettiriyor.

    Ki bütün bu her şeyi bir kenara bırakıp hala bedenen bizle olduğunu varsaysak da bu kitabı okumak oldukça değişik bir deneyim. Bir insanın günlüğünü okumak o insanın zihnine girmek demek olduğunu birçok yerde duymuştum ama ilk defa bu günlükte, birinin zihnine gerçekten girdiğimi hissettim. Çünkü, günlük hayat sırasındaki bir insan zihni gibi yazılmış sayfalar. Bazen bağlantılı, bazen bağlantısız. İnişli çıkışlı.
    2 Ekim 2016’dan 31 Mart 2018’e kadar ki bir zaman dilimine şahit oluyoruz. Bazen günler arasında uzun bir aralık oluyor, hala bedenen bizle olduğunu varsaysak da bu kitabı okumak oldukça değişik bir deneyim. Bir insanın günlüğünü okumak o insanın zihnine girmek demek olduğunu birçok yerde duymuştum ama ilk defa bu günlükte, birinin zihnine gerçekten girdiğimi hissettim. Çünkü, günlük hayat sırasındaki bir insan zihni gibi yazılmış sayfalar. Bazen bağlantılı, bazen bağlantısız. İnişli çıkışlı.

    2 Ekim 2016’dan 31 Mart 2018’e kadar ki bir zaman dilimine şahit oluyoruz. Bazen günler arasında uzun bir aralık oluyor, bazen ise olmuyor. Bazen yazar geçmişindeki anılardan bahsediyor, bazen ise bahsetmeyip gündem hakkında konuşuyor. Bazen sadece düşünüyor, bazen ise düşünmeyip bizim düşünmemizi istiyor.

    Tüm bu sürekli değişen bazenlere karşın değişmeyen tek bir şey var. Bütün kitap boyunca devam eden ve kitabı bence diğer günlüklerden orijinal kılan en temel unsur. Yazı biçimi. En üstteki alıntıda cümlelerin arasında neden ‘/’ kullandığımı merak etmiş olabilirsiniz. İmla işaretlerinden emoji yapmak için değildi. Yazar, günlük notlarını şiire benzer bir üslupla kaleme almış. Paragraf biçiminden ziyade, biten cümleden sonra bir satır aşağı kayılan bir tarzda. İlk bakışta uzun cümlelerin alt alta sıralandığı şiirler gibi görmenizi sağlayacak türden bir yazı biçimi. Bunu sevdim. Hem derin anlamları olan cümlelerin derin anlamlara sahip olduğunu okuyucuya biçimsel olarak uyarıyor hem de okumasını daha keyifli kılıyor.
    Gerçi bu kitabı okumak keyifli mi, sürükleyici olduğu kesin ama kitaptan bana gelen, buyur ettiğim hisler mutluluk, eğlence gibi pozitif duygular mı emin olamayacağım. Ama bir yandan da yakın zaman içinde gördüğüm en güzel kitap açılışlarından birine sahip.

    “Çıkar üstündekileri de sevişelim, dedim.
    Soyundu Portakal.”

    Belki hiçbir numarası yoktur ve sıradandır bu cümle ama bana öyle gelmedi. Kitabın daha ilk sayfalarında bu ufacık yazıyı görünce bile az çok tahmin edebildiğimi düşündüğümü düşündüm.

    Cinsel tercihini saklamaması, kendisi hakkında gurur duyulabilecek davranışlarının başında geliyor bence. Yazarın ‘şeysi’ bulaşır diye kitabı okumayacak olanlara taahhüt edebilirim, bulaşıcı değil. Merak etmeyin.

    Sadece günlük deyip geçmemek lazım. Yazar bunların yayınlanacağını bildiği için çoğu sayfada bize hitap etmiş, doğrudan bize seslenmiş. Altını çizebileceğiniz, hak vereceğiniz sayfaların sayısı bir hayli fazla. Ben severek ve anarak okudum bütün kitabı. Keşke daha çok Waliz görseydik. Beşi geçseydi en azından.

    “2017 yılı hesabıyla İstanbul’da her gün yaklaşık olarak 220 kişi ölüyormuş. Bir metropol için az. Bence her gün eş sayıda kişi de şiir yazmaya başlıyordur. Oysa waliz satış rakamları oldukça düşük.”

    Bundan yıllar yıllar sonra yazarı çok satanlar listesinde görürsem, o sayfaları/ekranları bu alıntıyı hatırlamadan nasıl izlerim bilemiyorum. Yaşarken hak ettiği kadar okunmayan yazarlar kümesine kaptırmalı mıydık Küçük İskender’i?
    Yazarın diğer kitaplarını da okuyacağım. Günlüğünü böyle tutan bir şahsın şiirlerde de çok başarılı olduğunu tahmin ediyorum. Umarım yanılmıyorumdur. Şiirli güzel günler dileğiyle. Kendinize iyi bakın.
  • 208 syf.
    ·1 günde·9/10
    Kitaptan önce Yedi Güzel Adam dizisine değinmek istiyorum. Sevdiğim, nadir, kaliteli Türk dizilerindendi. Ayrıca beni Erdem Bayazıt ve Cahit Zarifoğlu ile tanıştıran diziydi. Bunun dışında alevilik ve sünnilik, sağ sol çatışmaları, Filistin sorunu gibi birçok konuyu tarafsızca ele alıyordu. Bitmesi çok yazık oldu...

    Kitaba dönersek... başkaldırının şairi Erdem Bayazıt... kalemi güçlü Türk şairlerinden... Onun şiirlerinde en sevdiğim şey dindar bir çizgide yazmasina rağmen şiirleri birçok şairin şiirlerinden daha güzel ve daha etkileyici.... Demekki şiirin etkileyici olması için illa açık seçik olmasına gerek yok...

    Aynı zamanda şehirleşmeyle birlikte gelen insan yalnızlığına, her yeri kaplayan anlamsız beton yığınlarına, savaşlara, yıkıma ve daha birçok konuya yer vermiş şiirlerinde...

    En üzüldüğüm konulardan biriyse onu öldükten sonra tanımış olmam... Bu güzel adamı unutmayalım, unutturmayalım...

    Bitirirken de birkaç şiirini buraya bırakıyorum...

    https://youtu.be/mAAgP8l-Rgw

    https://youtu.be/ANBOTYHYKpY

    https://youtu.be/x1cZD5AZnGw
  • Dizi önerilerimi paylaşacağımı söylemiştim. 5 tane önereyim. Arada yine paylaşırım:
    🌸The Dark: Dizi sıralamamda Sherlock’la birinciliği paylaşıyor. Diziye başlamadan önce beklentim yüksek değildi doğrusu. Fakat bayıldım. Cidden kaliteliydi. İkinci sezon çıkalı çok olmadı. Böyle karmaşık bir dizinin ikinci sezonunu daha güzel yapmak zordur. Adamlar başarmış. Kesin kesin izleyin.
    🌸Anne With an “E”: Bu tarz dizileri o kadar seviyorum ki :”) Duyguları, insan olmayı çok güzel anlatıyor. Yeri geldiğinde ağlatıyor, yeri geldiğinde güldürüyor. Çok kısa bir sürede izlemiştim.
    🌸The Haunting of Hill House: Gerilim temalı dizi veya filmleri pek sevmiyorum çünkü genelde başarısız oluyor. Bu dizide de gerildiğimi söyleyemem fakat çok sevdim. Sonunda öyle ağlamıştım ki :”) 2. sezonu da gelecekmiş ama farklı bir ailenin hikayesi anlatılacakmış o yüzden pek merak etmiyorum.
    🌸11.22.63: Popüler bir dizi değil kendisi. Çoğu kişi bilmez. Stephan King uyarlaması, mini bir dizi. İzlediğim en kaliteli dizilerden. Hele oyunculara bayılmıştım.
    🌸Bodyguard: İzlediğim ilk politik diziydi. O yüzden ilk başta biraz zorlandım. Ama son 3 bölümü aralıksız izlemiştim.
  • Bir şiir emekçisi: Halim Şefik

    Morgda açılınca kafatası
    Doktor beyler beyin gördüler
    İndirince ten kafesine neşteri
    Doktor beyler yürek gördüler
    Yürekte ne gördüler dersiniz
    Yürekte memleket gördüler
    Dünya gördüler
    Bir de dost gördüler
    Ama bu işte doktor beyler
    Doğrusu geç kaldılar
    Çok geç kaldılar.

    Doğan Hızlan köşe yazısı
    Hürriyet Kitap sanat 26.04.2019

    http://www.hurriyet.com.tr/...halim-sefik-41192748

    Bir kitap dergisinde gördüğüm fotoğraf bana iyi şair Halim Şefik Güzelson’u (1913-1990) çağrıştırdı. Onu geç tanıdım. Hürriyet Gösteri dergisine şiir getirdiği zaman...
    Fotoğraf neydi; Amerika’nın bir yerinde bir kamyonet. Yandaki raflarda kitap satılıyor.
    Halim Şefik dergiye gelir, çalışma arkadaşlarımın bulunduğu odada saatlerce oturur, onlarla şiirden konuşurdu. Sonra da benim odama gelirdi.
    Akşamüstü biz giderken de “Ben biraz daha oturayım” der, otururdu. Ben de aşağıdaki arkadaşları uyarır, “İstediği zaman çıkabilir” derdim. Zaten Cağaloğlu’nda, Molla Fenari Caddesi’ndeki binanın üst katı İstanbul dışından gelenlerin ağırlandığı kattı.
    Halim Şefik Güzelson çantasına doldurduğu kitapları satardı. Çok sonraları üç tekerlekli, motosikletle otomobil arası bir araç almıştı. Onun iki tarafındaki raflarda kitaplar sergilenirdi. Bu aracı aldığı gün çok mutlu olmuştu, dostlarının anlattığına göre o sıralar Paris’te bulunan Sabahattin Eyüboğlu’na kısa bir telgraf çekmiş, “Aldım” diye. Bir aralık ne aldığı konusunda tereddüde düşmüşler ama sonra alacağı aracı hatırlayıp ne aldığını anlamışlar.

    Bir şiir emekçisi: Halim Şefik


    Kitabı yoktu ancak Türkiye İş Bankası yayınlarının, Ahmet Oktay’ın yönettiği ‘Kayıp Şairler’ dizisinden ‘Otopsi’ adıyla kitabı çıkmıştı.
    Güzel bir diziydi, editörlüğünü de başarıyla Rûken Kızıler üstlenmişti, biyografileri o hazırlıyordu.
    Kitap yayımlanınca Melih Cevdet Anday yazmıştı:
    “Halim Şefik bu küçük kitabı ile bizim kırk yıllık şiirimizi temize çıkarmıştır. Evet, küçük bir kitap, ama yaşamı savaşım içinde geçmiş, acı çekmiş bir kişinin tanığı.”
    Mehmed Kemal’in de Halim Şefik’in ölümünün ardından yazdığının başlığı ‘Bir Şair Ölmüş Diyeler’di.
    Halim Şefik ne diyordu ‘Somut’ta: “Şiir bir emekçidir/Hep güzel şeyler üretir/Bir yerde rastlarsan ona/Gir koluna bize getir.”
    Kitaba adını veren ‘Otopsi (Orhan Veli’ye Ağıt)’ şiiriyle bitsin yazı:
    “Morgda açılınca kafatası/Doktor beyler beyin gördüler/İndirince ten kafesine neşteri/Doktor beyler yürek gördüler/Yürekte ne gördüler dersiniz/Yürekte memleket gördüler/Dünya gördüler/Bir de dost gördüler/Ama bu işte doktor beyler/Doğrusu geç kaldılar/Çok geç kaldılar.”
    Yazımızın amacına geldi sıra:
    İyi şair Halim Şefik Güzelson’un ‘Otopsi’ kitabını okuyun.