İdare eder ama fazla taraflı ve yüzeysel bir kitap
5/10
·128 syf.·
2026 21. kitabı
Yazar ıttihad ve terakki yi darbeci olarak anlatıyo ve işin komik tarafı alman kuklası olduğunu söylüyo Atatürke de alttan alta ingilizlerin çıkarlarını korudu ondan Atatürk döneminde yabancı devletler bizle uğraşmadı gibi şeyler söylüyo başlangıç olarak ordudan bahsediyim ittihat ve terakkiden öncesindeki durumu ve sonraki durumu karşılaştıralım Abdülhamid askerin güçlenmesinin iktidarına zarar vereceğini tahta çıkarken gördüğü için liyakatli olanlar yerine sadık olanları üst mevkilere getiriyo Abdülhamid tarafından bakınca mantıklı ama ittihatci lar ülkenin okumuş kesimi ve oldukça da potansiyeli olan insanlardan oluşuyo liyakatsiz ama sadık insanların onların olması gereken konumlara gelmesini adil bulmuyolar ve de istibdattan bıkmış durumdalar mevcut durumun değişmesini istemeleri gayet normal ve bildikleri önemli bir şey var ordu zayıf olursa Osmanlı asla birarada kalmaz Abdülhamid in İslamcılık politikası kağıt üstünde mantıklı ama o dönemde hilafetin hiçbir gücü yok eğer gücü olsaydi Osmanlı Cihad ilan ettiginde bizim yanımızda kalirlardi ama onlar bizim yanımızda olmayı bırak karşımızda yeraldilar onları savunmaya giden askerlerimize saldırdılar Ümmet treni olayını araplar bayram olarak kutluyor hatta müzede sergiliyolar bizim savaşa girmemize gelince ingilizler kabul etmediler biz de alanların yanında savaşa girdik diye bisey yok almanlar bizi kendi taraflarında istemiyorlar Avusturya Macaristan bizi yanlarında istiyorlar Sırbistan iki tarafta sıkıştırip hızlıca işgal etmek için ve almanlari onlar ikna ediyo ve de bizim savaşa girmeme gibi bir şansımız yok çünkü o dönem rusylarin ihracatı ve ithalatı İstanbul ve Çanakkale üstünden yapılıyo biz boğazları kapatmazsak almanlarla problem yaşardık ve ingilizler bizim asla arkamızda durmazdı kapattığımız için de
Türkiye Cumhuriyeti ve Türk BirliğiMurat Atalay · Bilgeoğuz Yayınları · 20109 okunma
Puan vermedi·408 syf.··
2026 10. kitabı
BİR SABAHATTİN ALİ ROMANI YEŞİL MÜREKKEP Başına gelecekleri bilse katiyen çıkmazdı o yolculuğa Sabahattin Ali. Kitap bu cümleyle başlıyor. Ne büyük şeyler kaybettik dedirtiyor insana. Sabahattin Ali okumayı severim. @osmanbalcıgil Yeşil Mürekkep romanıyla bize Sabattin Ali’nin hayatını roman şeklinde anlatmıştır. Bunu anlatırken bunu söylemek bana düşmese de kendisinin her şeyi ne kadar araştırdığını ve bize Sabahattin Ali’nin hayatı dışında onun yaşadığı dönemle ilgili ne kadar güzel bilgiler verdiğini de görmek mümkün. 1. Dünya savaşı sonrasında yaşanan siyasi süreci aydınların bu konuda verdikleri mücadeleleri arka planda o kadar güzel anlatmış ki. Sadece bununla da kalmayarak Nazım Hikmet Aziz Nesin Nihal Atsız Hasan Ali Yücel gibi birçok önemli isimden de bahsetmiştir. Çok severek ve bir çırpıda okuduğum bir kitap oldu. Gelelim Canım Sabahattin Ali’nin acıklı ve zorlu yaşamına kitabımız MEB’in açtığı bir sınavı kazanarak Almayaya giden Sabahattin Ali ile başlıyor. Derslerinde çok başarı olan yazarımız orda karıştığı bir olayla eğitimini bitiremeden maalesef memleketine dönmek zorunda kalıyor. Memleketinde Almanca Öğretmeni oluyor. Sabahattin Ali’nin Yeşil Mürekkepli kalemiyle yazma süreci ve yaşadığı zorluklar böylelikle başlamış olur. Öğretmenlikten atılır. Yolda taşlanır defalarca cezaevine girer işkence görür fakat yazmaktan asla vazgeçmez. Yani yazılan bu eserler bizlere hiç kolay ulaşmamış. Cezaevinden çıktıktan sonra ailesini geçindirmek için nakliyecilik bile yapmıştır. En son Aziz Nesin ile çıkardığı dergilerinden kaynaklı olarak Komünist damgası yer ve mahkumiyet kararı çıkar bu yüzden ülkeyi terk etmek zorunda kalır. Kırıkkale üzerinden Bulgaristan’a kaçarken bir komploya kurban giderek öldürülür. Yazdığı Ankara romanı yarım kalır. Hala mezarı
Yeşil MürekkepOsman Balcıgil · Destek Yayınları · 20266,6bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Çanakkale Mahşeri
8/10
Hani derler ya kazanılmış zaferin acıları diye Çanakkale Mahşerini böyle tanımlayabilirim. Yazar o kadar iyi anlatmış ki! Duyguları ilmek ilmek yüreğimize işlemiş. Çok etkileyici olaylar yaşanmış. Milletimizin döktüğü her damla kan ve savaşın iç yüzünü de güzel anlatmış. Kayıplarımızı, acılarımızı, bağımsızlığımızı kaybetmemek için verdiğimiz o kanlı savaşta çok aydınımızı, insanımızı kaybettik. İstanbul’u korumak için. Canını ortaya koyan güzel insanlarımız: Mıstık’ı , Hasan Tahsin’i, Oğuz Amca’yı, Oğuz Amca’nın Oğlu Mustafa’yı, Ezineli Yahya Çavuş’u, Yusuf’u , Kınalı Murat’ı ve şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Onlar o gün orada savaşmasaydı bugün burada olamazdık. Lakin kitapta beni rahatsız eden bir durum var. Yazar bütün olayları çok çarpıcı bir şekilde anlatmış ama Mustafa Kemal’den çok bahsetmemişti. Üç yüz elli sayfa boyunca heyecanla bekliyordum. Sanırım Çanakkale’deki şehitlerimize daha çok yer vermek istemiş. Çanakkale zaferini; anladığım kadarıyla Mustafa Kemal’e ya da birkaç komutandan ziyade ismi geçmeyen şehitlerimizi anlatmak istediğini gördüm. Yine de Mustafa Kemal’den de biraz daha kitapta bahsedilebilirdi. Bunun dışında gayet okunabilir nitelikte çok etkileyici bir kitap. Edebiyat öğretmeni kuzenimin şiddetli tavsiyesi üzerine okuduğum bu kitap, aklımın bir köşesinde daima yer edicek gibi. İyi okumalar, çiçekli günler dilerim.
Duygu ve Düşünce
Çanakkale Mahşeri (Ciltli)Mehmed Niyazi · Ötüken Yayınları · 20172,084 okunma
10/10
·440 syf.··
Beğendi
·
2026 32. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2026 11:01
ZAFER BAHÇESİ    “Bir bahçenin vermek istediği en basit mesaj, minik tohumlardan yeşeren umuttur.”   Yazarımızın kalemi ile yeni tanıştım, diğer eserini de almış olmama rağmen ruhum bu eserini okumayı seçti ve kesinlikle mükemmel bir kitap olmuş. Okumayı bitirdim ama  yüreğim buruk ve eksik kalmış gibi hissettim. Karakterleri özleyeceğim. Sanırım devam kitabı da olacak gibi geldi ve sabırsızlıkla bekleyeceğim.   Ana karakter Emily Bryce ile öyle bir hayat yaşadım ki, sanki kitabı bir senedir okuyorum gibi geldi. Karakterlerin duygularını, hislerini biz okurlara o kadar güzel yansıtmış ki etkilenmemek mümkün değil. 1918 I. Dünya savaşı sürecinde yaşanan sıkıntılar, zorluklar, erkeklerin savaşa gitmesiyle bütün işlerin kadınlara kalması ve bunlarla mücadele eden kadınlar ve kadın kara ordusunun kurulması ile Emily’nin başvuru yapıp ailesinin onay vermemesine rağmen gitmesi. Ülkeye faydalı olmayı istemesinin yanında Teğmen Kerr ile görüşmek için de gitmiş olması ve sonrasında ardı sıra gelen haberler... Bu arada annesinin eski  kafalı olup kadınlar için fazla eğitimin iyi olmadığını söylemesi beni sinirlendirdi.    Kara kadın ordusunda farklı yerlerden üç arkadaşın birbirine sahip çıkması ve dostluğu ne kadar sıcacık duygular içeriyor. Aralarında kitap okuma ile ilgili sohbet harikaydı. Ve Leydinin kütüphanesini de hayal edince hayran kaldım. Keşke okuma oranı daha fazla olsa dedim. En son gittikleri yerden geri çağrıldıklarında gazetede okudukları haberi ben de okuyunca o kadar üzüldüm ki, o an Emily gibi kötü oldum... Kurulan hayallerin askıda kalması üzücüydü... ve sonrasında hayatı ile ilgili aldığı cesur kararlar, kendi ayaklarının üzerinde durmak istemesi, rahat bir yaşam imkanı varken bunu reddedip kendi yolunu çizmesi takdir edilecek türdendi. “Hepimiz çok şey
Zafer BahçesiRhys Bowen · Arkadya Yayınları · 202640 okunma
Puan vermedi·88 syf.·
2026 80. kitabı
#ClementRosset’ten insanın kendisini korumak için kurduğu bütün zihinsel tamponların tek tek söküldüğü bir iç teşrih masasında dolaşıyormuş hissi veren #Zalimlikİlkesi ile merhaba …Gerçekle kavga etmeyen , onu ahlakileştirmeyen, yumuşatmayan , insanın dayanabileceği kıvama getirmeye çalışmayan Rosset tam tersine, gerçekliği bütün çıplaklığıyla ele alıyor. Bu yüzden “zalimlik” kelimesi burada bir metafor olmaktan çıkıyor çünkü gerçek dediğimiz şey teselliye, “olmalı”lara, kader düşüncesine, umut ihtiyacına, duygusal rötuşlara aldırmadan var olmaya devam eden şey. 6 başlıktan oluşan kitabın ilk bölümünün merkezindeki fikir müthiş: İnsan, gerçeği bilebilen ama onu taşıyacak psikolojik kuvvetten çoğu zaman yoksun olan tek varlık. Ölümü biliyoruz ama gerçekten kabul edemiyoruz. Mutluluğun geçiciliğini biliyoruz ama kalacakmış gibi yaşıyoruz. Sevdiğimiz insanların faniliğini biliyoruz ama her kayıp yine ilk defa olmuş gibi yıkıyor bizi. Rosset’nin “fazladan bir göz” dediği şey tam da bu: insanın, kaldırabileceğinden fazlasını görebilme laneti. Filozoflara daha doğrusu felsefeye yönelttiği eleştiri de çok güçlü. Pek çok filozofun hakikati açığa çıkarmaktan çok, onu katlanılabilir hale getirdiğini söylüyor sanki. “Budur” yerine “bu olsun” demek… Gerçeğin sertliğini ahlak, anlam, sistem ve umut üzerinden yumuşatmak… Filozofu dermansız bir hastanın başucundaki doktora benzetmesi bu yüzden güzel . Ve kitap ilerledikçe insan fark ediyor ki delilik, “vekaletvari inanç” olarak fanatizm, felaket arzusu ya da kör inanç dediğimiz şeyler birbirinden ayrı meseleler değil aslında. Hepsi, insanın hakikatin çıplaklığına karşı geliştirdiği farklı savunma biçimleri. Çünkü Rosset’ye göre insan çoğu zaman gerçeği aramıyor yalnızca onsuz nasıl yaşayacağını bulmaya çalışıyor. Aslında
Zalimlik İlkesiClement Rosset · Pinhan Yayıncılık · 201235 okunma
Puan vermedi·358 syf.··
2026 15. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2026 00:33
Genc bir Ağır Ceza Hakimi olan Kasimcan Sarikaya'nin aynı adla yazmış olduğu kitap, yazarin hukuk fakültesine giriş süreci ile başlayıp, meslek hayatında biriktirdiği  anılar, ilginç adliye olayları ile devam edip, adliye dışındaki yaşantısından kesitlerle son buluyor. Kitabın en güzel yanı dipnotlar. Herkesin anlayacağı şekilde hukuk kavramlarının açılımı ve alıntıların kaynaklarını belirtmek üzere çok emek vererek hazırlanmış. Hak, hukuk, adalet, hakimlik meslegi, mahkemeler, adliye koridorları ile merak ettikleriniz varsa bu kitabı mutlaka okumanızı öneririm. Kasımcan Sarıkaya'nin kitabını ne yazık ki ikinci baskısında farkedebildim. Kitabı ilk gördüğüm an kapak fotoğrafı beni o kadar cok etkiledi ki...hiç tereddütsüz hemen almak istedim. İlk sayfadan itibaren okumaya başladığımda yeri geldi ağladım, yeri geldi tebessüm ettim, yeri geldi eski aile albümlerini karıştırıp, çocukluk anilarimla buluştum. Sevgili yazarim... Ben, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, İzmir Asliye Hukuk Hakimi bir babanın kızıyım. Babam, 33 senelik yapmış oldugu hakimlik hayatında, sizin de bahsettiğiniz gibi mesleğine yakışır bir şekilde zeki, çalışkan, dürüst, vicdanlı ve adaletten yana tarzından bir gün bile taviz vermedi. Kitabinizda anlattığınız her adliye olaylarının benzerlerine cocuklugumdan beri aşina olan biri olarak ilgiyle okudum. Babam her akşam elinde dosyalarla dolu çantasıyla eve gelip, gec saatlere kadar davalarına ve durusmalarina çalışırdı. Bazi ilginç olaylari bizimle paylaşıp ders çıkarmamızı ve ileriki hayatımıza ışık olmasini isterdi. İlk tayin yeri olan Rize'den bir çok şehri dolaşıp adalet dağıtarak geldiği son görev yeri ve kendi memleketi olan Izmir'den emekli oldu. Ne yazik ki 8 sene once de babami kaybettik. Kizim bu sene Yks öğrencisi, haziranda
Genç Bir Ağır Ceza Hâkiminin AnılarıKasımcan Sarıkaya · Adalet Yayınevi · 202483 okunma