Ne tenha bir yer burası, bir acı goygoycudan, bir dert kendi derdini unutmak isteyenden, bir düşünce kendi düşüncesini sağlamlaştırmak isteyenden, bir hakiki söz onu sade ezberine almak ve heybesine kendinin olarak katmak isteyenden başkasına rast gelemiyor. Aramak, sahibini aramak ve onu teselli etmek için değil bulup rast gelip kendine mal etmek için bir gayrette olmaya hitap ediyor.
Celil Hıfzı, bir köşe başında sekiz on yaşlarında bir dilenci çocuğuna tesadüf etti, cebinden bir çeyrek, çantasından bir elma çıkarıp verdi. Fakat buna da kâfi görmeyerek daha kıymetli, çocuğun daha muhtaç olduğunu zannettiği bir şeyler vermek istedi.
Etrafına bakındıktan sonra bir kabahat yapıyor gibi utana utana çocuğun yüzünü okşadı.