Mayıs Okuduklarım & Haziran TBR (Yappingte Şampiyonlar Ligi)
Mayıs ayı, yine-yeni-yeniden çok dengesizdi. Ben bile bu kadar dengesiz değilim/j Kimi zaman, YKS25 sınavındaki sanat eserini çöp sanıp çöpe atan hizmetçi kadar süzme; kimi zaman Kintsugi sanatı gibi kendini kusurlarıyla dahi kabul eden hatta o kusurları daha da ön plana çıkaran o sanat türü gibi kendiyle barışık & mutlu hissettim. Ortasıysa hiçbir zaman kapımı çalmadı. Yaşadığım sıkıntı büyük ölçüde hobilerime yansıdı tabii. Özellikle kitap cephesi bundan fazlasıyla nasibini aldı: Kitap okumak, benim için aylar önce korktuğum şekilde yük haline geldi. Kitapları özümseyerek okumadım aksine vicdanımı rahatlatmak için bir araç niyetine kullandım. Sonucu ağır oldu gerçiçdğwdğwdwpğ. Vicdanım sadece kısa süreli rahatladı. Günün sonunda eylemleri yüzünden kitap okumaktan iyice soğumuş kendimle kaldım. Ama dengesiz demiştim ya ay hakkında, atlatmanın yolunu da buldum fazla gecikmeden. Yanlış anlaşılmasın, çok sıkıntı çektim süreç içinde. Sabotajcı iç sesim otoriter oldu, keyif aldığım şeylerin bana yine zevk vermemesinden korkup kaçtım. Ancak, tüm hayatıma entegre ettiğim bir sözü, düşünceler susana dek telkin ederek çıktım bataklığımdan: Yarına sağ çıkıp çıkmayacağım bile belli değilken ben ne diye saçmalıklara harcıyorum zamanımı? Ben, her zaman hayata en ufak rüzgarda uçup giden bir yaprak olmadığımı, iz bırakmak için geldiğimi düşündüm. İz bırakmak istiyorsam, sevdiğim şeyleri dibine kadar tatmak istiyorsam bir kelebeğin ömrü misali zamanı değerlendirmem gerekmez mi? Gerekir. Ben de kazandığım bu farkındalıkla yeni bir pencere açtım hayatıma. Ancak o pencere, direndiğim o rüzgarı beraberinde getirdi. Hâliyle yanlışım sandım. Sonra anladım, panzehirim rüzgarmış. Yıkılmakmış. Kitaplardan, çok sevdiğim şeylerden kendimi soğutmam yüzeysel bir olay değilmiş. Kendimi
1000Kitap
Maarif'in Yeni Tercümesi ve Editörlük Çalışmaları
Metinsel Restorasyon ve İrfani Dilin Yeniden İnşası: Seyyid Burhâneddîn’in Ma‘ârif Tercümeleri Üzerine Metodolojik ve Eleştirel Bir Mukayese Bu makalede, tasavvuf tarihinin en cezbeli ve aforizmatik metinlerinden biri olan Seyyid Burhâneddîn Muhakkik-i Tirmizî’ye ait Ma‘ârif’in iki farklı Türkçe tercümesi; dönemsel dil politikaları, terminolojik sadakat, nazım estetiği, metin tenkidi metodolojisi ve dramatik anlatı teknikleri açısından karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Abdülbâki Gölpınarlı tarafından 20. yüzyılın ortalarında üretilen öncü nitelikteki literal çeviri ile yeni neşre hazırlanan tercüme metinleri; ontolojik, hermeneutik ve lirik katmanları aktarma kabiliyetleri açısından masaya yatırılmıştır. Çalışma, bir klasik metnin yeniden çeviri süreçlerinde uğradığı semantik dönüşümü ve kayıp-kazanım dengesini kuramsal bir zeminde temellendirmeyi amaçlamaktadır. 1. Yeniden Çeviri Paradigması ve İki Ufuk Klasik Türk-İslam düşüncesinin irfani metinlerini modern bir dille yeniden buluşturmak, yalnızca bir lügat eşleştirmesi değil, metnin doğduğu batıni uzamın sentaktik (sözdizimsel) ve kavramsal olarak yeniden inşasıdır. Seyyid Burhâneddîn'in Ma'ârif'i; parça parça coşkulu yapısı, manzum geçişleri, sembolik hicivleri ve yoğun ayet atıflarıyla mütercim için çetin bir filolojik sınava dönüşmektedir. Abdülbâki Gölpınarlı çevirisi, metni Türkçe okura ilk kez sunan tarihsel bir kutup çalışma olmakla birlikte, dönemin egemen dil politikalarının getirdiği "Öztürkçeleştirme" ve rasyonalizasyon refleksi nedeniyle tasavvufi ıstılahların dikey metafizik anlam alanını yer yer düzleştirmiştir. Yeni çeviri paradigması ise Gölpınarlı’nın filolojik mirasını bir basamak olarak kullanıp metne teknik terminolojisini, manzum musikisini, metaforik canlılığını ve anlatısal tansiyonunu
Edebiyat
Reklam
ha cer misâl s'ay ömrüm
Duygu
Benim bir yarım Azeri bir yarım Terekeme. Oğlak burcuyum ama bu iki milliyetimin verdiği hayâsızlıktan dolayı İkizler ve Aslan burcundan halliceyimdir. Hayâsızlık yetmiyormuş gibi birde erkeğim. Öz özüme belayım. Benim olduğum yerde ister çalıştığım yer olsun ister herhangi bir yer. Ben varsam orada geçmişte veyahut o gün olan herhangi bir sorunu dile getirmeyeceksin. İş halledilmişse bile sanki benim üzerime vazifeymiş gibi bir daha aynısı veya benzeri olmasın diye kendimce uğraşır, bir şeyler yaparım. Ben bu hayâsızlığım yüzünden bir gün başıma bela alacağım ama bu İstanbul'un kırık milletini bile asker yapabiliyorum. Huyum batsın. Çalıştığım yerde müşteriler en basit otoparkta engelli yerine arabaların yanaştığından muzdaripler. Haklılar da. Ben hemşire çocuğuyum. Bu milletin en ağır acısını bile çocukluğumdan bu yaşıma kadar iliklerine kadar gördüm. Yani doktor olsaydım Azrail'i kızgın sopayla kovalardım öyle Terekeme inadı var bende. Gece otoparkta didik didik devriye atarken hangi engelli yerine yanaşmış araba varsa çekip nokta atışı yerini yazıp gruptan paylaştım belki müdürler sahiplerini tanıyordur diye. Engelli yerine yanaşan arabalar da öyle kıçı kırık araba değil ha böbreğini satsan alamayacak türden. Rüyamda görsem psikolojik destek alabileceğim jipler var. Millet artık kara para mı haklıyor, kul hakkının namusuna mı göz diktiler... Yani şerefsizlik ancak fıtratın da olacak ki alabilesin...
Yetmiş dokuzun kışıydı, Sertti, soğuktu İstanbul’a kar yağıyordu.. Kömür yanıyordu sobalarda Geceleri polisler, bekçiler oluyordu.. Bir de biz oluyorduk Ölümüne üşüyorduk ha Yalan yok polisler de üşüyordu On altı yaşındaydım.. Her şeyi bükecek bileğim vardı On altı yaşındaydım Aslan gibi ortadaydım Gündüzleri okulda coğrafya defterimin arkasına Senin için şiirler, Geceleri duvarlara ülkemi kurtarmak için Kahrolsun yazacak kadar adamdım On altı yaşındaydım Ne senin haberin oluyordu şiirlerimden Ne de birileri kahroluyordu Mahalle duvarlarına çiziktirdiğim harflerimden On altı yaşındaydım Yalan yok
Şiir
Gönlüme bir ateş düştü yanar ha yanar yanar Ümit gönlümün ekmeği umar ha umar umar
Reklam
Reklam