Hayvanlaşan İnsan Emile Zola'nın okuduğum ikinci kitabı. Daha önce kendisinin Therese Raquin isimli romanını okumuştum ve oldukça beğenmiştim.
Hayvanlaşan İnsan isminden de anlaşılacağı üzere insanın şiddet eğilimini ve vahşi yönünü konu ediyor.
Peki insan nasıl hayvanlaşır? İnsan öldürerek, aldatarak, tecavüz ederek, elinde bulunan yetki kalemini haksızlıkta kullanarak, adaleti çiğneyerek, masumların hakkını ezerek, zalimleri görmezden gelerek hayvanlaşır. Tabi hayvanlaşır derken burada hayvancıklara da hakaret etmemek gerekir. Çünkü insan bu kötülükleri yaparken hayvan mertebesine değil çok daha aşağılara iner ve hayvan dahi olamaz. İnsanın ortası yoktur, ya hayvandan üstün ya hayvandan aşağıdır. İnsan kendisine verilen aklı, şuuru, kalbi, gönlü, duyguları kullanırsa hayvandan üstün olur ama bu özelliklerini kullanmazsa hayvandan aşağı düşer.
İşte Zola'nın bu romanı yukarıda saydığım türden insanları ve onların yaptıklarını içeriyor. İnsanın bu zalim yönünü çırılçıplak ortaya döküyor.
Bir suçlu suçu ne olursa olsun o suçu işlemeden önce kendi kendini ikna ettiği bir süreç yaşıyor. Mesela "o para benim hakkım, onun yüzünden ben böyle mutsuzum ve acı çekiyorum, o ölümü hakediyor çünkü bana şunları şunları yaptı" vesaire gibi sayısız saplantılı nedenler ile önce zihninde bir ikna turu geçiyor. Tabi bu ikna sürecinde muhtemeldir ki şeytan da onu destekliyor ve kulağına fısıldıyor: "tabi ki sen haklısın, sen mağdursun, o ise haksız ve suçlu". Ve ek olarak alkol veya uyuşturucu madde ile şuur da devredışı bırakılıyorsa süreç hızlanıyor, göz bir şey görmez oluyor.
Romanın arka fonunda ise trenler, tren işçileri ve makinistler, tren yolcuları, garlar, tren rayları yer alıyor. Ve ben bu romanı genel itibariyle her hafta içi işe gidip gelirken kullandığım şehir içi