9/10
·560 syf.··
Beğendi
·
2026 21. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 22:21
Bu gün size gerçekten okurken çok sevdiğim hatta kadın karakterini sarıp sarmalamak istediğim, kendime benzettiğim, erkek karaktere bazı yerlerde hak versem de mağara adamı gibi değil mağaranın kendisi gibi davrandığı için ayar olduğum ama yine de çok beğendiğim o serinin ilk kitabını getirdim Işıl’ın hayatı dışardan bakılınca şatafatlı, görünse de aslında hiç bir zaman fikri sorulmamış, o evde bir cam fanusun içinde hapsedilmiş, kırılgan, narin bir tek fırçaları ve tuvali olan bir kadın. Bir çok yerde Işıl’a sarılmak istedim, daha o farkında değil ama Ecevit ve ben onun gücünün başından beri farkındayız. Ecevit ise gerçekten aşırı iyi yazılmış zor bir karakter. Çocukluğunu okurken ağladığımı itiraf etmeliyim. Yazarın kalemine sağlık gerçekten Ecevit’in duygu karmaşasını ve içinde kopan fırtınaları muazzam bir şekilde dökmüş kaleme. Hem çok sevdiğim, hem anladığım hemde Işıl’ın kırılmasına sebep olduğu ve kendisini istemese de geri çektiği için beni deli eden bir karakter oldu. Işıl Atabey Ecevit Demirhan ile olan kaderini Şafak Vurgunu tablosunu çizerken yazmış aslında ama Ecevit Demirhan 11 yıl önce Işıl’ı gördüğünde kaderlerinin kesişeceğini biliyordu. Bu detaylar beni mest etti. Işıl’ın Ecevit’i aydınlığa çıkardığı ve Ecevit’in Işılı’ın ışığını kaybetmemesi için verdiği çaba…Ecevit başta gerçekten baş ağırtsa da kalbinin yerini Işıl’la öğrendikten sonra sınırlarını aşabilmesi ve gerçek anlamda karşılıklı duygularını paylaşmalarını okumak çok güzeldi. Onlarınkisi sadece basit bir aşk değil, sokağın tavanı kadar… Sonda Işıl’ımla birlikte yıkıldım. Kesin işin içinde başka bir şey var derken gerçekten iş Atilla Atabey’in altından çıkmış. Işıl bu gerçeklerden sonra ne yapacak? Oğuz sahnelerinde de ayrı boğazım düğümlendi Işıl, Ecevit ve Abisi hakkında ki gerçeği
Şafak VurgunuŞevval Demirdöğer · Pukka Yayınlar · 2026164 okunma
9/10
·280 syf.·
Beğendi
·
2026 56. kitabı
Arthur Conan DoyleSherlock Holmes - Gümüş Şimşek Arthur Conan Doyle'un kaleme aldığı Gümüş Şimşek, Venedik Yayınları tarafından yayımlanan ve Sherlock Holmes'un en başarılı kısa öykülerinden oluşan seçkilerden biridir. Yaklaşık 280 sayfalık bu baskı, yalnızca tek bir macerayı değil, Holmes'un farklı dönemlerine ait birçok önemli vakayı bir araya getirerek okura zengin bir okuma deneyimi sunmaktadır. Kitaba adını veren Gümüş Şimşek, yalnızca kaybolan bir yarış atının hikâyesi değildir. Doyle, görünüşte basit olan bir olayın arkasında insan hırsını, para tutkusunu ve dikkat edilmeyen ayrıntıların gerçeği nasıl ortaya çıkardığını ustalıkla anlatır. Özellikle Holmes'un "gece havlamayan köpek" çıkarımı, polisiye edebiyatının en unutulmaz mantık yürütmelerinden biri olarak kabul edilir. Hikâye, okura suçun her zaman görünen yerde değil, gözden kaçan ayrıntılarda saklı olduğunu gösterir. Kitaptaki ikinci önemli öykü olan Sarı Surat, klasik Sherlock Holmes anlatılarından farklıdır. Bu hikâyede cinayet ya da büyük bir suç örgütü yerine, önyargılar ve aile sırları ön plana çıkar. Holmes bu vakada yanlış bir sonuca ulaşır ve sonunda kendi hatasını kabul eder. Bu yönüyle Sarı Surat, Holmes'un kusursuz olmadığını gösteren ender öykülerden biridir. Borsacı Katibi, kimlik hırsızlığı ve finansal dolandırıcılık üzerine kurulmuş oldukça zekice hazırlanmış bir hikâyedir. Doyle burada şiddetten çok planlı suçlara odaklanır. Holmes'un küçük ayrıntıları birleştirerek büyük resmi ortaya çıkarması, öykünün en güçlü yönüdür. Gloria Scott, Sherlock Holmes'un gençlik yıllarında çözdüğü ilk vaka olması bakımından ayrı bir önem taşır. Hikâye, yalnızca bir gizemi çözmekten ibaret değildir; Holmes'un dedektiflik yeteneğini ilk kez keşfedişini ve geçmişten kaçmanın mümkün olmadığını anlatan dramatik bir öyküdür. Musgrave Töreni,
Edebiyat
Sherlock Holmes - Gümüş ŞimşekArthur Conan Doyle · Venedik Yayınları · 20192,226 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
9/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 62. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 21:38
“Bir şehrin sokakları unutulur; ama o sokaklarda yaşanmış acılar insanın hafızasına kazınır.” Bazı kitaplar vardır; onları okurken yalnızca satırları takip etmezsiniz, satırların arasına gizlenmiş hayatları dinlersiniz. Aksaray’dan Bir Perihan, benim için tam da böyle bir romandı. Kitabı elime aldığımda bir hikâye okuyacağımı düşünüyordum; kapağını kapattığımda ise insan ruhunun derinliklerinde dolaşmış, nice suskunluğa ortak olmuş biri gibi hissettim. Edebiyatın en büyük gücü, bize hiç tanımadığımız insanların acılarını kendi acımızmış gibi hissettirebilmesidir. Bu roman da bunu büyük bir başarıyla yapıyor. Perihan’ın hikâyesi aslında yalnızca Perihan’ın değil; hayalleri yarım kalan, sesini duyuramayan, kaderi başkaları tarafından yazılan insanların ortak hikâyesi. Bu yönüyle eser, bireysel bir yaşam öyküsünün çok ötesine geçerek toplumsal bir hafızaya dönüşüyor. Roman boyunca beni en çok etkileyen şey, yazarın insan ruhunu büyük bir dikkatle işlemesi oldu. Karakterler siyah ya da beyaz değil; tıpkı gerçek hayattaki insanlar gibi çelişkileri, pişmanlıkları, korkuları ve umutlarıyla var oluyorlar. Hiç kimse tamamen haklı ya da tamamen suçlu değil. Belki de hayatın en gerçek tarafı tam olarak burada saklı. Perihan karakteri ise uzun süre zihnimden çıkmayacak kadar güçlü yazılmış. Onun yaşadığı her hayal kırıklığında içim burkuldu, verdiği her mücadelede sessizce yanında yürüdüm. Bazen ona kızdım, bazen hak verdim ama hiçbir zaman kayıtsız kalamadım. Çünkü iyi yazılmış karakterlerin en belirgin özelliği budur; onları yalnızca okumaz, tanırsınız. Perihan da sayfalar ilerledikçe yabancı biri olmaktan çıkıp hayatın içinden tanıdığımız bir insana dönüşüyor. Aksaray yalnızca olayların geçtiği bir şehir değil; romanın görünmeyen kahramanı. Sokakları, insanları,
Edebiyat
Aksaray'dan Bir PerihanSuat Derviş · İthaki Yayınları · 2022281 okunma
8/10
·312 syf.··
2026 34. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 02:52
Gece Açan Çiçekler Tarık Tufan’ın kalemi beni her kitapta biraz daha kendine hayran bırakıyor. Sayfalar arasında kaybolurken saatlerin nasıl geçtiğini anlamıyorum. Kitap bittiğinde ise geriye, uzun süre etkisinden çıkamadığım o tanıdık boşluk hissi kalıyor… Halide… Ah, benim üzümlü kekim… Zorba bir annenin en büyük kızı. Kardeşleri Zeliha, Nihal ve Cihangir’e yalnızca ablalık değil, sevgisiyle annelik etmiş bir kadın. Ama hayat onun için de merhametli davranmıyor. Canfeda Konağı’nda tam on altı yıl boyunca yalnızlığa mahkûm kalıyor. İçindeki kırgınlıklar, yarım kalmışlıklar ve susturulmuş acılarla birlikte sadece bekliyor… Ta ki bir gün bütün kardeşler aynı çatı altında buluşup yıllardır saklanan hikâyelerini ortaya dökene kadar. Dışarıda İstanbul’u kasıp kavuran büyük bir patlama ve kaos hüküm sürerken, konağın duvarları arasında yaşananlar dışarıdaki yangından çok daha yakıcı. Peki bütün bu mutsuzlukların, kırgınlıkların ve yarım kalan hayatların asıl sorumlusu kim? Tam her şeyi anlamaya başladığınızı düşündüğünüz anda hikâye sizi Osmanlı dönemine götürüyor. Derviş Ali ve Handan’ın hikâyesine… Peki bu iki insanın yolları nasıl kesişiyor? Handan Hanım’ın tablosunun Canfeda Konağı’nda asılı olması gerçekten bir tesadüf mü? Katman katman açılan, açıldıkça yeni sırlar ortaya seren; kimi zaman gözlerimi dolduran, kimi zaman da beni hayretler içinde bırakan bir roman oldu. Tarık Tufan kelimeleri öyle ustalıkla kullanıyor ki bazı cümleleri dönüp dönüp yeniden okumak istedim. Altı çizilesi satırları, etkileyici finali ve insanın içine işleyen atmosferiyle çok sevdiğim kitaplardan biri oldu. Eğer hâlâ Tarık Tufan okumadıysanız, mutlaka onun dünyasıyla tanışmanızı öneririm. Altını Çizdiklerim “Aslına bakılırsa kıyamet meleği epey gecikmişti; çünkü insan kendi
Gece Açan ÇiçeklerTarık Tufan · Doğan Kitap · 20258,4bin okunma
Harf Harf Yanılmak
10/10
·256 syf.··
2026 5. kitabı
Agatha Christie'nin en çok konuşulan romanları arasında Doğu Ekspresinde Cinayet ve 10 Kişiydiler her zaman ön sıralarda yer alır. Haklı olarak. ABC Cinayetleri bu listede hak ettiği yeri çoğu zaman bulamaz. Oysa kurgu zekâsı açısından o iki romanla boy ölçüşebilecek, hatta bazı açılardan onları geride bırakabilecek bir eser. Roman, Poirot'ya gelen gizemli bir mektupla başlar. Gönderen, bir sonraki cinayetin nerede ve ne zaman işleneceğini önceden haber veriyor. Andover'da, A soyadlı biri. Ardından Bexhill'de, B soyadlı biri. Her cinayetin yanında bir ABC tren rehberi. Her seferinde yeni bir mektup, yeni bir şehir, yeni bir harf. Her şey meydan okuyan, imzasını atan, yakalanmaktan zevk alan bir seri katilin profilini çiziyor. Dönemin kriminoloji anlayışı ve polisiye kurgunun yerleşik refleksleri, Christie'nin elinde birer tuzağa dönüşüyor bu romanda. Christie, okuyucuyu bilinen bir kalıpla karşılaştırarak önce rahatlatıyor, ardından zihnini belli bir yöne doğru kilitliyor. Tam bu noktada asıl sorulması gereken soru ortaya çıkıyor ama yazar bunu öyle ustaca gizliyor ki sonunda fark ettiğinizde işi işten geçmiş oluyor. Poirot bu romanda alışılmadık bir konumda. Cinayetleri önceden haber alıyor ama engelleyemiyor. Bir sonraki kurbanı biliyor, koruyamıyor. Serinin diğer kitaplarında Poirot'yu genellikle olayların merkezinde, her şeye hâkim bir figür olarak görürüz. Burada ise bir adım geridedir ve bu çaresizlik, romanda başka türlü elde edilemeyecek bir gerilim yaratıyor. Christie, Poirot'yu köşeye sıkıştırıyor; tam da o noktada dedektifin en keskin zekâsının devreye girdiğini görüyoruz. Romanın bir diğer güçlü yönü, Poirot'nun dışındaki bakış açısı. Christie, olayları yalnızca Poirot'nun gözünden (Arthur Hastings’in kalemi vasıtasıyla) aktarmıyor; başka bir anlatıcıyı
Polisiye
Cinayet AlfabesiAgatha Christie · Altın Kitaplar · 20227,1bin okunma
Puan vermedi·215 syf.·
2026 28. kitabı
Frank Furedi'nin 2004'te kaleme aldığı, Türkçeye 2010'da Erkan Koca çevirisiyle kazandırılan bu kitap, ilk bakışta bir nostalji metnine benziyor: "nerede o eski entelektüeller?" sorusunu sorduğunda, çoğu okur kapağı kapatmadan önce gözünü deviriyor olabilir. Çünkü bu soruyu soran her kalem, biraz da geçmişin kült figürlerine sığınan, yenilenle başa çıkamamış birinin sızlanması gibi gelir kulağa. Furedi bu tuzağa kısmen düşer; ama düştüğü yerden çıkardığı tespitler, bu coğrafyada sızlanmayı hak edecek kadar haklıdır. Kitabın belkemiği tek bir kavram: philistinizm. Furedi'nin Schopenhauer'den ödünç aldığı bu terim, "zihinsel ihtiyacı olmayan insan"ı tarif eder. Yemeyi, içmeyi, eğlenmeyi, mevki ve şöhret kovalamayı bilen ama düşünceyi kendi başına bir zevk olarak tanımayan, hatta düşünmenin kendisini "zaman kaybı" sayan tipoloji. Bir zamanlar bu sözcük üniversite çevrelerinde sıradan halkı tanımlamak için kullanılırdı; Furedi'nin tezi şu: artık üniversitenin kendisi philistinleşmiştir. Çürümenin alttan değil üstten geldiği bir çağdayız. Kitap altı bölümde altı yara açar. Aklın değer kaybı: Aydınlanma'nın iddiası — "akıl evrenseldir, hakikat bulunabilirdir, bilgi özgürleştirir" — postmodern relativizm tarafından aşındırılmıştır. Hakikat artık çoğul, görelidir; herkesin gerçeği kendinedir; bu cümle bir özgürleşme gibi başlamış, bir teslimiyetle bitmiştir.Önemsiz görülen arayışlar: Bilgi salt bilgi olarak değer taşımaz olmuştur; her cümlenin altına bir "ne işe yarayacak?" sorusu konmuştur. Einstein'ın "gerçeğin arayışında olmak, ona sahip olmaktan daha değerlidir" cümlesi artık duvar süsüdür; uygulanmaz.İçeriğin yokolması: Üniversite işletmeye, akademisyen profesyonele, ders pakete dönüşmüştür. Edward Said'in kitapta alıntılanan tespiti sertir: profesyonel, "kayığı
Nereye Gitti Bu Entelektüeller?Frank Furedi · Birleşik Kitabevi · 201062 okunma