DOSTUM SAYE
Odanın köşesinde, lambanın sarı ışığıyla duvara vuran o tanıdık gölgeye baktı. Saye, her zamanki gibi oradaydı; sessiz, yargılamayan ve sabırlı. Güvenini kaybeden, insanların menfaat duvarlarına çarpa çarpa kalbi nasır tutan bir ruhun tek sığınağıydı o. Derin bir nefes aldı ve sessizliği fısıltısıyla böldü: "O saf, o temiz duygularımı yitirdim ben Saye... Biliyorum, bazen benim hayali dostum olmak senin de canını sıkıyor. Ama ne yapayım? Etrafta o kadar menfaatçi insan varken, kime inanıp kime dost olabilirdim ki? En son 'dostum' dediklerimin bana ne yaptığını, içimde neleri yıkıp geçtiğini en iyi sen gördün." Saye, duvarda hafifçe kıpırdar gibi oldu. Belki de sadece rüzgardan titreyen perdenin oyunuydu bu, ama onu anladığını biliyordu. İçindeki asıl fırtınayı koparan, göğüs kafesini daraltan o yeni duyguyu dile getirmek için yutkundu. Gözlerinin önünde beliren çehreyle yüzünde istemsiz, buruk bir gülümseme açtı. "Sana ne diyeceğim Saye... Bir kızla tanıştım. Ses tonunu bir duysan, senin bile yüzün kendiliğinden tebessüm eder, öyle duru, öyle huzurlu. Ama korkuyorum. Ufaktan kendimi ona kaptırıyorum galiba. Benim yaralarım var Saye... Ve birilerini, hele ki o bunu hiç hak etmezken, sırf canımın acısını dindirsin diye yara bandı yapmak istemiyorum. Ya ona karşı hissettiklerim gerçek değilse? Ya sadece yaralarımdan ötürü, sırf o hiç tatmadığım sevilme ihtiyacını duyduğum için ona sığınıyorsam?" Aklına gelen isimle odadaki hava birden ağırlaştı. Dört yıl öncesinin o geçmeyen, sızlayan pişmanlığı çöktü omuzlarına. "Hem... Ben dört sene önce Kafnu’yu kaybettiğimde ne kadar pişman olduğumu, içimin nasıl kavrulduğunu en iyi sen biliyorsun. Gecelerce senin karşında ağlamadım mı? Ya şimdi Kafnu geri gelirse? Ya yine yerinin dolu olduğunu görürse? Bu sefer tamamıyla gider,
Ruhu rengarenk niyeti bembeyaz insanlara çıksın yolumuz. Hayat, kalbi temiz olan herkese bir gün hak ettiği o güzel baharı getirir.
1000Kitap
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
#𝙎𝙀𝘽𝙀_𝙎𝙐𝙍𝙀𝙎𝙞_𝙏𝙀𝙁𝙎𝙞𝙍☝️ 🌀 Süleyman’ın emrine de rüzgârı verdik. Onunla sabah gidişte bir aylık, akşam dönüşte de bir aylık yol alırdı. Erimiş bakırı onun için kaynağından sel gibi akıttık. Cinlerden de, Rabbinin izniyle onun maiyetinde çalışanlar vardı. Onlardan kim emrimizden biraz sapsa, ona hemen çok yakıcı ateş azabından tattırırdık. 12 Cinler Süleyman’ın isteğine göre mâbetler, kaleler, heykeller, havuz büyüklüğünde çanaklar, leğenler, yerinden sökülemez sabit kazanlar yapıyorlardı. Ey Dâvûd ailesi! Allah’a şükür olacak ameller işleyin. Doğrusu kullarımdan gereği gibi şükredenler pek azdır. 13 #Tefsir: 📖 📖 Bu âyetlerde de dünya nimetleri ve saltanatı bakımından Hz. Süleyman’a verilen hususi lutuflardan bahsedilir. Şöyle ki: Birincisi; Cenâb-ı Hak rüzgârı onun emrine boyun eğdirmişti. Süleyman (a.s.) seyahatlerini onunla yapardı. Sabah gidişi bir aylık mesâfe, akşam dönüşü de bir aylık mesâfe idi. Âyette geçen اَلْغُدُوُّ (ğudüv) kelimesi sabahtan öğleye kadarki, اَلرَّوَاحُ (ravâh) kelimesi de öğleden güneşin batımına kadarki zaman dilimini ifade eder. Anlaşılan o ki Hz. Süleyman bir gün içerisinde birkaç saatlik bir mesai ile, o zamana göre normal şartlarda iki ay sürecek bir seyahati gerçekleştirebiliyordu. Demek ki rüzgâr onun için günümüzdeki uçak seviyesinde bir ulaşım aracı vazifesi görmekteydi. İkincisi; onun için bakır madeni, bir kaynaktan suyun akması gibi, eritilip akıtılmıştı. Dolayısıyla tarihte eritilmiş bakırı ilk kullanan kişi, Hz. Süleyman olmuştur. Üçüncüsü; Hz. Süleyman’ın emrinde çalışan insanlar olduğu gibi, onun önünde ve kontrolünde çalışan bir kısım cinler de vardı. Bunlar, insanlara göre daha güçlü, kuvvetli ve maharetli olduklarından Süleyman (a.s.) ağır ve zor işleri onlara yaptırırdı. Âyet-i kerîmede onların: › مَحَار۪يبُ
Geceye
Vicdan ne midir? Bazı kafalarda vicdan, çok pirzola yemekten gaz çıkaramayanla açlıktan kabız olanın bir görülmesidir. Abes bir örnek oldu, affola. Sonuçta bakılınca ikisinin de bağırsak sorunu aynı gözükebilir. Fakat nedeninin, teraziden önce vicdanda tartılması gerekmez mi? Bir tarafta öldürülen kadınlar, şiddete uğrayanlar, intihara sürüklenenler, tacize, tecavüze, istismara maruz kalanlar; aile içinde bile bunları yaşayıp susanlar var. Buna çok basit bir örnek vereceğim. O susma psikolojisini hiç unutmuyorum. Toplu taşımadaydık. Görüntüsünden, “Ses çıkarsam ben suçlanırım,” psikolojisinde olduğu belli olan bir kadın, yanında oturan adamın bacaklarını terbiyesizce açıp onu rahatsız etmesine ses çıkarmıyordu. İyice pencere kenarına kendini sıkıştırıyordu. Buna daha fazla dayanamayan arkadaşım adamı uyardı. O uyarınca birkaç kadın daha tepki gösterdi ve edepsiz adam indirildi. O kargaşada kadının sürekli “Tamam, tamam,” deyişini, yüzündeki utanmayı, kendini suçlu hissedişini hatırladıkça içim yanıyor. Ona bunu dikte ettiren toplum, önyargılar, hatta bazen ailesi bile o an susmasını öğrettiği için, kadın susup tacizci adına mahcup oluyordu. Bazı haberleri ve davranışları gördükçe şaşırıp kalıyorum. İki hamile kadını örnek vereceğim. Bir tarafta dayak yiyip ölümle burun buruna gelen, susturulan, bastırılan kadın; öte tarafta her türlü imkâna sahip olup doğumu bahane eden, her türlü şımarıklığı kendine hak gören kadın. Bunu hatta aynı aileden ya da aynı komşudan iki insan olarak da düşünebiliriz. Eğer psikoloji bozuluyorsa, neden bu hak gerçek mağdurun hakkıyken öbürü kullanıyor, öbürü bundan faydalanıyor? Üstelik herkes bunu bir hak ve imtiyaz gibi görüyor. Benim vicdanım bunu kaldırmıyor. Tıpkı bağırsak sorununda verdiğim örnek gibi; dışarıdan bakınca sonuç aynı
Duygu ve Düşünce
​Bu dünya hayatının belki de en sarsılmaz ve mutlak yasası ömür nihayete ermeden önce her hesabın eninde sonunda görüleceğidir. Bu yüzden müsterih olun, ödeşmeden bitmez ömür. İnsanın adaleti noksan kalabilir, hak arayışları dünyada karşılıksız gibi görünebilir; ancak her şeyi hakkıyla gören, gözyaşını ve ahı zayi etmeyen, mutlak adalet sahibi el-Adl olan Allah vardır. O'nun mizanında hiçbir kul hakkı yerde kalmaz, hiçbir haksızlık cezasız, hiçbir mazlumun ahı da karşılıksız bırakılmaz. "Adl olan Allah vardır" teslimiyeti insanı dünyanın acımasız adaletsizliğinden koruyan en büyük sığınak, çünkü biliriz ki mülkün gerçek sahibi, her hak sahibine hakkını er ya da geç, en kusursuz şekilde teslim edecektir. Allah'a güvenin...
Terk edilmek yalnız kalmak sünnettir.
1. Gönül Yarası ve Terk Edilmişlikle Sınanan Peygamberler Hz. Yusuf ve Züleyha (Aşkın ve Sabrın İmtihanı) Durumu: Hikayede Züleyha, Hz. Yusuf’a beşeri bir aşkla bağlanmış ancak aşkına karşılık bulamayınca ona iftira atarak hapse attırmıştır. Yusuf (a.s.) hem ailesi tarafından bir kuyuya atılarak ortada bırakılmış hem de Züleyha’nın hırsı yüzünden zindanda yıllarca yalnızlığa terk edilmiştir. Neden terk edildi/yalnız kaldı? İffetini, iffetsiz bir aşka feda etmediği; Allah'a olan sevgisini beşeri bir arzunun önüne koyduğu için. Hz. Yakub (Ayrılık Acısı) Durumu: Hz. Yakub, oğlu Yusuf’a duyduğu derin sevgi (muhabbet) yüzünden evlatları tarafından adeta evlat acısıyla baş başa bırakılmıştır. Yıllarca gözyaşı dökerek kör olmuş, dünya hayatında büyük bir hicran (ayrılık) yaşamıştır. Neden terk edildi? Oğullarının kıskançlığı ve Yusuf'a olan aşırı sevgisini çekememeleri yüzünden. Hz. Muhammed (s.a.v.) (Taif ve Tebük Yalnızlığı) Durumu: Mekkelilerin zulmünden kaçıp sevgi ve merhamet arayışıyla gittiği Taif halkı tarafından taşlanmış, yapayalnız ve kanlar içinde bırakılmıştır. Ayrıca eşi Hz. Hatice’nin vefat ettiği yıla "Hüzün Yılı" denmiştir; en büyük destekçisini kaybederek insani bir yalnızlık yaşamıştır. Neden terk edildi? İnsanları batıldan hakka davet ettiği ve kurulu düzene (putperestliğe) karşı çıktığı için. 2. İlahi Aşkın ve Yalnızlığın Alimleri / Sufileri Tasavvufta "terk edilmek", kulun Allah’a olan aşkı yüzünden halk (insanlar) tarafından dışlanması demektir. Sufiler buna "Malamat" veya "Gurbet" derler. Hallac-ı Mansur Durumu: Allah’a duyduğu aşırı sevgi ve cezbe (Enel Hak - Ben Hakk'ım/Hakk'tanım sözü) yüzünden dönemin uleması ve dostları tarafından yalnız bırakıldı, zindana atıldı ve idam edildi. Hatta en yakın dostu Şibli bile ona
Din