Varoluşsal Bir Gasp: Başkasının Sınavını Çalmak
Şimdi kendini bu varoluşun içinde bir bakkal dükkânı sahibi gibi düşün. Emeğin, çabanın ve terin kutsiyetini reddeden; ailesine, kendine ve hayata karşı sorumluluk almaktan kaçınan birine, sırf "merhamet" ya da "bağ" adına veresiye bir hesap açıyorsun. Ekmek, çay, şeker, un… Talepler bitmiyor, sen verdikçe o kendi konfor alanının kalın duvarlarını örüyor. Helvasını karıp zahmetsizce yiyen bu kişi, yaşamını bir asalak formunda sürdürmeye başlıyor. Peki, burada asıl suçlu kim? İstemeyi hak sayan mı, yoksa vermeyi erdem sanan mı?
Felsefi açıdan baktığımızda, Jean-Paul Sartre’ın varoluşçuluğu bize insanın eylemleriyle kendini var ettiğini söyler. İnsan özgürdür ve bu özgürlüğün bedeli, eylemlerinin sorumluluğunu almaktır. Sen, o kişinin ihtiyaçlarını o daha talep etmeden ya da bedelini ödemesine fırsat vermeden karşıladığında, ontolojik bir cinayet işliyorsun. Onun varoluşsal yükünü omuzlarından alarak, aslında onun insan olma, hata yapma, düşme ve düştüğü yerden güçlenerek kalkma hakkını elinden alıyorsun.
"Kişinin kendi yolunu yürümesine engel olan en büyük taş, başkasının onun adına taşıdığı yüklerdir."
Onun bu hayattaki sınavı, dersi ya da görevi artık her ne ise; kendi sorumluluğunu alıp çalışmak, üretmek ve ayakta kalmaktır. Ama o bunu yapmıyor. Neden yapsın ki? Onun bu eylemsizliğini sürdürebilmesi için gereken yaşam destek ünitesinin fişi senin ellerinde. Sen bu düzeni kurdukça, onun tekâmülünü durduruyorsun.
Psikolojinin ve Sosyolojinin Laboratuvarında "Öğrenilmiş Çaresizlik"
Sosyolojik ve psikolojik bağlamda bu durum, toplumların ve mikro-toplulukların (ailelerin) nasıl çürüdüğünün en net kanıtıdır. Psikoloji bilimi bunu "öğrenilmiş çaresizlik" ve "kodependency" (eşbağımlılık) olarak tanımlar. Sen vererek