Gönülleri incitmek, sert davranmak, kalp kırmak mert insanların tabiatına yakışmayan bir arızadır, diyor şair. Yani burada ahlakın temel bir değeri olarak kalp kırmaktan sakınmayı gösteriyor. Bu husus önemli: Kalp Allah'a komşudur. O bakımdan kalbi kırmak, Allah'ın komşusunu incitmek demektir. Komşu asi de olsa ona yapılan saygısızlık ev sahibini incitir. Yani Hak Teâlâ, isyankâr olan kulunun da kalbinin kırılmasını istemiyor. Eskiler bunu şöyle, biraz esprili ifade etmişler: "Gerekirse kafasını kır ama kalbini kırma." Kalp; aziz olduğu, kıymetli olduğu, Allah evi olduğu için -günahkâr da olsa- onu kırmama esaslı bir hayat tarzı peşin peşin tavsiye ediliyor. Kalbi kırmaktan sakınmak, şiddetle, altı çizilerek ifade ediliyor.
Aklı başında olan herkes, insan gözünün iki nedenden dolayı şaşkınlık geçirdiğini ve iyi göremediğini bilir. Birinci neden, insanın aydınlıktan karanlığa geçmesi, ikinci neden ise karanlıktan aydınlığa çıkmasıdır. Bu, beden gözü için olduğu kadar akıl gözü için de geçerlidir. Bu gerçeği idrak eden kişi, kafası karışmış ve görüşü zayıflamış bir kişiyle karşılaştığında onun durumuna gülmemeli ve şu soruyu sormalıdır: Bu adamın akıl gözü daha aydınlık bir dünyadan geldiği için mi alışkın olmadığı karanlığı yadırgamaktadır, yoksa karanlıktan aydınlığa geçtiğinde karşılaştığı yoğun ışıktan dolayı mı körleşmiştir? Bunların ilki mutlu olunacak ve beğenilecek, ikincisi ise acınacak bir durumdur, zira karanlığı yadırgayan göz, aydınlık bir dünyadan gelmiş demektir. Dolayısıyla, ona gülen kişinin asıl kendisi gülünç duruma düşer, ama karanlıktan aydınlığa geçtiği için iyi göremeyen bir kişi başkalarının ona gülmesini hak etmiştir.
Eflatun, Devlet
ayarttığınız kadınlardan ne biçim söz ediyorsunuz! Ne kadar küçük görüyorsunuz onları!
Bazıları hak etmiştir bunu, olabilir ama hepsi o kadar küçümsenecek insanlar olabilir mi?
Öyledirler tabii, değil mi ki ödevlerini ihmal edip günah olan bir aşktan kaçmamışlar.
O anda her şeyi yitirmişler, her şeylerini verdikleri adamın saygısına bile hakları
kalmamış.
Toprağın üzerinde olan her şey kendi doğasının yasasına göre yaşıyor, yasasının doğasında da özgürlüğün mutluluğunu ve sevincini duyuyor. İnsanlara gelince, onlar yoksunlar bu lütuftan, çünkü indirgeyici yeryüzü yasasını dayattılar kutsal ruhlarına. Bedenlerini ve ruhlarını tek ve sıkı kurallara bağladılar. Arzu ve duyguları için daracık ve dayanılmaz bir hapishane yarattılar, kalpleriyle mantıkları için de derin ve karanlık bir mezar kazdılar. Toplumlarına ve yasalarına tek başına karşı duran kişinin de, sürgün edilmesi gereken tehlikeli bir asi, ölümü hak eden rezil kepaze biri olduğunu söylediler... Peki, insan onların çürümüş yasalarının kölesi mi kalacak ebediyen, yoksa, zaman geçecek, anlayış içinde ve anlayış için yaşamak üzere sonunda özgür mü olacak? Başını yere eğmeye devam edecek mi, yoksa, dikenlerin ve kuru kemiklerin arasına atılmış bedeninin gölgesini görmemek için bakışlarını güneşe mi çevirecek?