İki bölümden oluşan kitapta ilk bölüm Söylev ve ikinci bölüm çevirmenin yorumundan oluşuyor. 16.yy Fransız düşünürlerinden biri olan La Boétie, Rönesans sonrası dönemini yaşamış, köylü isyanlarını görmüş, siyasal ve politik görevlerde bulunmuş bir kişiliktir. Kitap ilk başta tiranlığa karşı bir eleştiri gibi dursa da aslında her türlü rejime karşı yorum yapmaktan kaçınan La Boétie bunu daha ilk başta söylüyor ve asıl mesajın, nasıl olur da milyonlarca kişi tek bir kişiye karşı itaat eder, sorusuna yanıt aramak olduğunu söylüyor. La Boétie'e ye göre tiranların hegemonyasının kaynağı korku veya güç değildir. Bir, üç, beş, on kişi bir kişiden korkabilir ama yüzlerce kişi tek bir kişiden korkamaz. Yine halk biraraya geldiği vakit tiranın bütün gücü etkisini kaybeder. Öyleyse burada kendisinin de söylediği gönüllü kulluk devreye girer. Yani halk bunu kendisi kabul etmiştir. Tiranlığa karşı bir duruşu yoktur. Bunu birden fazla sebebe bağlayan düşünür bir tanesinin de menfaat ilişkisi olduğunu söylüyor. İnsanlar tiranın hegemonyası altında kendi küçük tiranlığını kurarak daha alt tabaka üzerinde de kendi tiranlığını kurmak ister. Dolayısıyla büyük tiranın varlığını yadırgamaz. Tiranlar, insanlara özgürlüğü unutturur ve dolayısıyla unutulan bu kavramın bahşettiği dünya da aklından silinen halk herhangi bir eleştiride bulunamadığı için tiranın hakimiyeti devam eder. Özgürlüğü hiç yaşamamış olan yeni nesiller ise hegemonyanın meyvesidir. Zevk ve sefa ile aptallaştırılan halk özgürlüğünü kaybederken tek bir ses dahi çıkarmaz. Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili de birkaç yorumu olan düşünür, Anadolu topraklarında yaşayan insanları da köle olarak görür. Padişah bir tirandır ona göre. Her hümanist düşünür gibi La Boétie'ye göre de din afyondur. Dolayısıyla da halifelik kurumuna ve