Bilgiyi "keşfedilip" bizi yeni sorularla tanıştıracak ve aslında bilmediklerimizi çoğaltacak değil de, "edinilecek" ve dolayısıyla sonlu bir kümedeki eksiğimizi tamamlayarak tüketmeye ve sona ulaşmaya daha da yaklaştıracak bir şey gibi algılanmakta ısrar ettiğimiz sürece; geri kalmamızın hem nedeni hem de sonucu olan bir şekilciliğin pençesinde kıvranmaktan bir türlü kurtulamayacağız.
Yüzüklerin Efendisi ve Yerdeniz eserlerinin çevirmeni olarak tanıdığımız Çiğdem Erkal'ın kendi eseri olan Uçan Mabet. Okuduğum ilk yerli fantastik ve bilim kurgu eser oldu. Yazarın basit ve akıcı anlatımı sayesinde keyifle okudum. Hikaye genel anlamda biraz zayıftı ancak bütün olarak iyi bir eser.
Hikaye, gezegenler arası yapılan bir yolculuk sonucunda 9 kişilik mürettebat yanlışlıkla Yaft gezegenine iniş yapar. Bu gezegende yaşayan insanlar henüz evrimlerini tamamlamamış ilkel kabileler gibi yaşamaktadır. Mürettebatımız hava araçlarının yakıtı bittiği için geri dönmenin yolunu kendileri bulmak zorundadır. Çünkü kural gereği gelişmemiş gezegenlere dışarıdan ve içeriden müdahale yasaktır.
Bilge insanlar, diğer insanların akın akın dışarıya koşup sağanak yağmurun altında iliklerine kadar ıslandıklarını görseler bile, yağmurdan kaçmaları ve içeriye girmeleri için onları ikna etmeye kalkışmazlar. Bilirler ki dışarıya çıkıp onları uyaracak olsalar, onlarla birlikte ıslanmaktan öte bir şey yapamayacaklar. İşte bu yüzden ki, başkalarının budalalıklırına çare olamayacaklarına göre, en azından kendileri evde kalıp ıslanmadıklarına sevinirler.