Kuşkusuz, bazen yaşadığımız bazı olaylardan çıkardığımız sonuçlar bilgiye dönüşür, bazen ise edindigimiz bazı bilgileri sonradan yaşantıya dönüştürürüz. Ama genelde, yaşantıya dönüşmemiş bilgi gerçek bilgi degildir.Ya da Konfüçyüs'ün deyisiyle, "Bilmek uygulamaktır!"
Yapıcı ve yaratıcı düsünce yeni yaşantılara açılmanın hazırlığıdır. Eleştirici düşünce ise geçmiste yapılmış hatalari yinelememeyi sağlar. Oysa günümüzde pek çok insan soyut kavramlar içinde kendilerini yitirerek gerçek benlikleriyle yüzleşmekten kaçınmaya çalışmaktadır. Duygusal yakınlıktan ürken bu kişiler, incinme olasılığını azaltmak için düşünce aracılığıyla ilişkiye geçerler.
Bir düşünce tartışmasının üstesinden gelememek, duygusal bir yaşantı sonucu zedelenmekten daha az acı verir. Üstelik, mantık ve yorumlama öznel bir biçimde kullanılabilir. Çünkü bir olaya nasil bakarsak bize öyle görünür. Bu nedenle, yasanan olaylara ilişkin gerçek duyguları seçerek gerekli tepkileri vermek yerine, olaylari yorumlama ve bazen de yargılama yolu yeğlenir. Aslında bunu herkes arada bir yaparsa da, süreklilik kazandığı zaman insanin kendisine giderek yabancılaşmasına neden olur.