Nazlı yirmi yıl önce mektubun son sayfasına kurşun kalemle şunları yazmıştı:
" İş bahane, oraya kelimeleri aramaya gittin. Kelimeleri seviyorsun, bazen insanlardan bile fazla. Bardağın dibinde kalan çayı otlara doğru savururken, oluklardan yağmur suyu boşalırken, bir hatıra gözüne kan gibi oturduğunda şıp diye bulacaksın onları, kelimeleri. Dokunmak isteyeceksin onlara, onları ceplerine doldurmak isteyeceksin. Belki de kasıklarınla iterek bir köşeye doğru sıkıştırıp sürtünmek isteyeceksin, soluyarak üzerine çıkmak. Şimdi ben de soyunup yüzükoyun yatacağım yatağımıza. Döner ağaçlar, evimiz ve dünya.
Aforizma belki bilmek demek değildir ama bilmek çabasıdır, ona en azından bir başlangıç önermesine verilen değeri vermek gerekir. Şu da yeteri kadar açık değil mi; aforizma modern insanın kullandığı bir ağrı kesicidir. Hiç olmanın ağrısını dindirir. Sonra ağrı yine başlar
Dünyamızda alışılmışın dışındaki her şeyin açıklanması gerekir ve bu hiç de masum bir gereklilik değildir. Açıklama yaparsınız, neden gösterirsiniz, makul gerekçeler sunarsınız, sonra bir de bakmışsınız tam da sizden açıklama bekleyenlerin dilini kullanıyorsunuz, Kendi dilinizi değil. Birilerine açıklama borçluysanız borcunuzu daima Kendi dilinizi harcayarak ödersiniz.