"Eline geçenler eksik olur.
Sen razı olunca tamamlanır."
İnsanoğlu, yeryüzüne ayak bastığı ilk günden beri bitmek bilmez bir 'tamamlanma' telaşı içindedir. Kusursuz bir hayat, eksiksiz bir mutluluk, pürüzsüz bir eşya, hatasız bir insan arar dururuz. Oysa hakikat ehli bilir ki:Fani olanın hamurunda 'kusursuzluk' yoktur. Çünkü mutlak kemal, yalnızca O'na, Yaradan'a mahsustur.
Elimize geçen her nimet, dâhil olduğumuz her hikâye bir miktar noksandır. Bu bir ceza değil, ilahi bir mesajdır, kasten bırakılmış bir boşluktur. Zira dünya, bizi tamamen doyurmak için değil; hakiki kusursuzluğu, o asıl yurdu özletmek için yaratılmıştır.
Peki, bu bitmek bilmez eksiklik hissiyle nasıl başa çıkacağız?
İşte sır, o muazzam kelimede, o yüce makamda gizlidir: Rıza.
Maddeyi tamamlayan şey, ona eklenen yeni bir maddi parça veya bitmek bilmez bir tadilat süreci değildir.
Eşyayı tamamlayan, kalbin ona gösterdiği rızadır.
İnsan "Elhamdülillah, bu bana kâfidir" dediği, o sükûnet anına adım attığı vakit, o yarım olan şey ruhunda aniden bütünlenir.
Rıza, eksiği tama çeviren manevi bir simyadır.
Dışarıdaki kusurların varlığını kabul edip, içerideki idraki olgunlaştırmaktır. Kendi acziyetimizle ve dünyanın faniliğiyle barışmaktır.
Sahip olduklarımızın kusursuz olmasını beklemek beyhude bir yorgunluktur. Unutmayalım ki; eşya dışarıda hep eksik kalır, fakat insan razı olduğunda içeride tamamlanır.