Varoluşun ince hesabına okkalı tokat;
Puan vermedi·104 syf.··
2026 11. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 20:10
Modern mezarlığa hoş geldiniz; hani şu her sabah kart basıp akşamına "mutluluk" satın aldığımızı sandığımız o devasa, ışıltılı toplu mezara. Alain Badiou, Gerçek Mutluluğun Metafiziği adını verdiği bu incecik ama zehirli kitabıyla tam da buraya, o sahte konfor alanımızın orta yerine dalıyor. Hacmi küçük, derdi büyük bir mevzu bu. Adam resmen piyasa ekonomisinin, kariyer planlarının ve o bitmek bilmeyen "güvenlik" masallarının suratına okkalı bir tokat aşk ediyor. Bizim o uysal, evcilleştirilmiş, sistemin suyuna giden zavallı bireyliğimizi alıyor; altını oya oya içinden hakiki bir "Özne" çıkarmanın derdine düşüyor. Çıkarabilir miyiz peki? Şüpheliyim ya, neyse. Dünya dediğin yer zaten baştan aşağı bir itaat okulu, bunu hepimiz biliyoruz. Ekonomi politik falan derken iki büklüm olmuşuz, ruhumuzu üç kuruşluk mesleki güvence hesaplarına meze yapmışız. Badiou tam da bu noktada damardan giriyor işte: "Ulan" diyor mealen, "gerçek mutluluk dediğin şey ince hesaba gelir mi hiç?" Gelmez tabii. Ama biz ne yapıyoruz? Gitgide daha erken yaşlarda başlıyoruz o şüpheli güvencelerin peşinde takla atmaya. Risk almaktan, tesadüflerin o tekinsiz ama büyüleyici karanlığına sapmaktan ödümüz kopuyor. Filozofun dediği gibi, her şeyi uydurmuşuz istihdam piyasasının o leş yapısına. Sonra da akşamları evde oturup, o uyuşturulmuş zihinlerimizle mutlu olduğumuza ikna etmeye çalışıyoruz kendimizi. Yersen. Kitabın en can alıcı, en pesimist damarıma dokunan yeri de o meşhur "hakiki yaşam" mevzusu zaten. Şair Rimbaud vaktiyle "Hakiki yaşam yok" diye kestirip atmış, haksız da sayılmaz hani; şu etrafta gördüğümüz süslü yalanlara bakınca insanın inanası geliyor. Ama Badiou o kadar kolay teslim olmuyor bu karanlığa. Hakiki yaşamın mevcut olmasına karar verecek olan bizzat sensin, diyor. Yani o her köşede
Gerçek Mutluluğun MetafiziğiAlain Badiou · Monokl · 2015147 okunma
Gelgeç çıkmazı
Puan vermedi·70 syf.··
Beğendi
·
2026 69. kitabı
Kendi Labirentinde Kaybolanlar İçin: Gelgeç Çıkmazı Bazen "gelir geçer" dediğimiz şeyler gelir ama bir daha hiç geçmez ya, işte o anlarda yolun bittiğini düşünürüz. Ama kitap başka bir şey söylüyor: "Çıkmaz, bazen yol değil insandır..." Aslında bütün mesele kendi içimizde düğümlenip kalmamızda. Yazar ; K-S- N-U gibi sadece baş harfleriyle bıraktığı o isimsiz insanları anlatırken aslında kırılganlıklarımızı önümüze serimiş. Mahallenin sıcak ama insanı bir yandan da boğan dar havasında, kayıp bir cüzdanın peşinde geçmişini arayan bir adamı ya da hiç konuşmadan dünyaları paylaşan dostları okuyoruz.Kısa az sayfalı bir kitap ama sorduğu soru net: "Neden bazı doğrular zamanla yanlışa dönüşür... Hikayelerde hüzünlü bir hava, karakterlerin kendi içlerine sıkışıp kalmışlığı var. Ama insanı çaresizliğe sürüklemiyor dik durmayı şu cümleyle destekliyor ;Dünya, iyi kaldığımız ölçüde iyi bir yer olur" ve bazen o çok aradığımız "sevgi, hiçbir şey söylemeden gelir." Yazarın "ahlak benim için pasif bir antrenmandır" ve bu idman, görünmeyen anlarda başlar deyişinde çok önemli bir gerçeklik var. Hakikaten de Hakiki iyilik, alkış toplandığında değil, bazen kimsenin görmediği bir seçimi sessizce yaptığındır.. Bana göre kitap Kendi içindeki çıkmazlarda yönünü kaybetmiş, yorgun herkes için bir çırpıda okunacak sıcacık bir dertleşme... Ahlâk, doğruyu anlatmak değil; yanlış yapma ihtimali varken geri durabilmektir. Umut, yarının kusursuz olacağına inanmak değil; yarına ulaşmayı kabul etmektir. Küçük başarı kırıntılarının toplamıdır aslında mutluluk.
Gelgeç ÇıkmazıKürşad Taşkın · Perseus Yayınevi · 202610 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
7/10
·72 syf.··
2026 3. kitabı
““Hakiki” edebiyat okuyordum, “ruhumu” ve kelimelere sığmayan hayatımı yansıttığına inandığım cümleleri, dizeleri bir deftere kaydediyordum. Mesela: “Mutluluk elini kolunu sallaya sallaya yürüyen bir tanrıdır...” (Henri de Régnier).”
Babamın YeriAnnie Ernaux · Can Yayınları · 20223,908 okunma
Puan vermedi·243 syf.··
2026 12. kitabı
1. İsyanın İçeriği: Bencilliğe ve Esarete Karşı DuruşTopçu, isyanı ilk aşamada "kendi tabiatına karşı" bir eylem olarak tanımlar. İnsanın kendi iç kuvvetlerinin zorbalığından, dar arzularından ve tutkularından kurtulması, hakiki hürriyetin ilk adımıdır. Bu bağlamda, İsyan Ahlakı nihilist (yıkıcı) bir başkaldırı değil, aksine ahlaki bir inşadır. İnsan, kendi nefsine isyan ederek, sorumluluk idealiyle donatılmış gerçek bir ahlaki varlığa dönüşür. 2. Mistik İman ve İsyandan Allah’a UlaşmakTopçu'nun felsefesinde isyan, nihayetinde Allah'a yaklaştıran bir köprüdür. O, isyanı, Hallâc‐ı Mansûr'un "Ene'l-Hakk" (Ben Hakk'ım) sözünde bulduğu mistik tavırla birleştirir. Bu mistik isyan, iradenin, sonlu olan her türlü menfaat ve mutluluk arayışını reddederek, sonsuz olana yönelmesidir. Dolayısıyla isyan, insanın kendi cüzi iradesini, ilahi iradeye boyun eğdirerek gerçek hürriyete ulaştığı bir "tercih"tir. 3. Eserin Yapısı ve Felsefi DayanaklarıKitap, hürriyet problemi, insanın esirliği, sorumluluk ideali, taklit ve inanç, mistik iman ve imandan isyana başlıkları altında 6 bölümden oluşur. Topçu, eserde Sokrates, Eflatun ve Aristo gibi klasik filozofları eleştirerek, Batı ahlak sistemlerinin yetersizliğini vurgular. Bunun yerine Maurice Blondel’in "hareket felsefesi"nden esinlenerek, insanın hareket halinde olduğu, sorumluluk aldığı ve ahlaki kadercilikten kurtulduğu bir felsefe sunar. 4. Sonuç: Ahlaklı ve Asil Bir İsyancıNurettin Topçu’nun İsyan Ahlakı, insanı sorumsuz bir özgürlüğe değil, sorumlulukla yüklü bir özgürlüğe çağırır. Topçu'ya göre, mesuliyetten arındırılmış hürriyet vahşete dönüşür. İsyancının ahlakı; tutkuların esaretinden kurtulmak, ruhun metafizik ayaklanmasını başlatmak ve hakikati bulma yolunda hareket etmekle şekillenir.İsyan Ahlakı, bireyin kendi iç
İsyan AhlakıNurettin Topçu · Dergah Yayınları · 20161,574 okunma
Medinei fazıla
Puan vermedi·150 syf.··
2026 6. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 14 Nisan 2026 16:05
Farabi – İdeal Devlet (01.04.2026 R / 12.04.2026) Farabi (870–950), Türk-İslam dünyasının önemli filozoflarından biridir. Klasik Yunan felsefesini, özellikle de Platon ve Aristoteles’in siyaset felsefesini İslam düşüncesiyle uzlaştırmaya çalışan ilk filozof olarak kabul edilir. Bu amaçla geliştirdiği sistem, kendisinden sonra gelen birçok İslam filozofunu derinden etkilemiştir. Farabi’nin düşünce sisteminde iki temel tema ve postulat bulunmaktadır: 1. Gerçek filozoflar arasında ciddi görüş ayrılıkları olamayacağı, 2. Doğru bir şekilde anlaşılan din ile felsefe arasında çatışma bulunamayacağı. Bu görüşe göre, doğru inanç ile aydınlatılmış akıl ve hakiki bilgi (bilim) arasında herhangi bir çelişki yoktur ve olmaması gerekir. Bu anlayış, ilerleyen dönemlerde İbn Rüşd’ün ünlü “felsefe ile şeriat süt kardeştir” sözünde en çarpıcı ifadesini bulacaktır. Farabi’ye göre İslam’ın farklı anlaşılma biçimleri ve seviyeleri vardır ve bu seviyeler toplum içinde zaten mevcuttur. Bu seviyelerden biri, hiçbir zihinsel ve aklî işlem yapmadan, geleneğe bağlı kalarak dinin lafzî (harfi harfine) anlaşılmasıdır. Farabi’ye göre felsefe ilk olarak Irak halkı olan Keldaniler arasında ortaya çıkmış, onlardan Mısır’a, oradan Yunanlara intikal etmiştir. Yunanlardan Süryanilere geçmiş, oradan da Araplara ulaşmıştır. Bu yönüyle felsefe, yeniden ana yurduna dönmüş sayılır. Farabi’nin sistemi genel olarak bir spiritüalizm olarak nitelendirilebilir. Farabici felsefenin çatısı Platoncu sudûr anlayışı ve kısmen panteizme dayanmakla birlikte, onun metafiziği, kozmolojisi ve psikolojisi eklektik bir yapıdadır. Bu sistem, geç Yunan felsefe geleneğinin etkisiyle Platonculuk ve Aristotelesçiliğin bazı unsurlarını Yeni Platoncu bir çerçevede birleştirir. Daha sonra bu yapı İslam düşüncesi içinde yeniden
1000Kitap
İdeal DevletFarabi · İş Bankası Kültür Yayınları · 20244,351 okunma
Sözde Kızlar, Ah Kızlar
9/10
·240 syf.··
2026 10. kitabı
Sözde Kızlar, Peyami Safa'nın yirmili yaşlarında yazmasına karşın olgunluk eserlerindeki dil ve üslubu taşıyan bir eser. Safa'nın diğer romanları gibi sosyolojik-psikolojik bir eser. Ahlâki çöküntü, Doğu-Batı çatışması, toplumun dejenere olması gibi konuları işliyor. Kurtuluş Mücadelesi yıllarında Yunan işgalinde babası kaybolan Mebrure, İstanbul'daki sosyete akrabalarının yanına gitmiş ve babasını da aramak için kurumlara müracaat etmiştir. Bu sosyete köşkündeki insanlar sosyetenin dejenere olmuş; sefahat düşkünü, azgın, sapkın, umursamaz olduğunu görür. Bunlar birbirinin arkasından işler çeviren, hepsi birbirinin foyasını ortaya çıkarmaya çalışan kişilerdir. Kimin eli kimin cebinde belli değildir; bugün biri biriyle, yarın başkasıyla ilişki yaşayan erkekler ve iffetsiz kadınlar arasında Mebrure bu yaşantıya mecbur olur ve babasından haber alabilmek için tahammül eder. Bu sırada Nadir ve Fahri gibi temiz, okumuş, Anadolu düşkünü kişileri de tanır ve bu romandaki özenti-muhafazakar çatışmasını temsil eder. Evin hovarda ve yakışıklı delikanlısı Behiç de üstte bahsettiğimiz gibi ömrünü eğlence ile geçiren ve ahlaki değerlere sahip olmayan biridir. Sevgilisi Belma'dan ayrılır. Zamanla evlerinde kalan Mebrure'ye aşık olmaya başlar ve kendini ahlaki olarak düzeltir. Eve geç gelmeyi, içkiyi, kadın işlerini ve çapkınlığı bırakır. Mebrure'ye ilanıaşk yapar ve evlenme teklif eder. Mebrure bunda tereddüt duyuyordur, Behiç'e tam itimat etmez fakat bu evliliğin işine geldiğini düşünür. Hastalık döşeğinde düşmüş olan Belma, Mebrure'yi çağırır. Behiç'in yaptığı tüm iblislikleri anlatır ve Behiç'in asıl yüzü açığa çıkar. Sonra da Belma intihar eder. Belma bir sözde kızdır. Kendini erkeklere kullandırmayı, izzetinefsini hiçe sayarak zevklere alet olmayı mutluluk sanat. Hatice
Edebiyat
Sözde KızlarPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 202111,3bin okunma