Hakan Osman Çaldağ

Hakan Osman Çaldağ
Sakini. Evli. hakkans.com'da hikâyeleri mevcut.
Kuru taşları yarıp pınarlar fışkırtmaya kâdir olan Allah'ın, istenen suları doğrudan doğruya ihsân etmeyip de bir manevî sebeple bir maddî sebebi birleştirmek* suretiyle ihsân etmesi çok düşündürücüdür. Anlaşılıyor ki; aslında manevî sebep olan duâ, maddî sebebin ilhâmına da vesile oluyor ve ilhâm olunan maddi sebebin eyleme dönüşmesi yani asanın taşa vurulması ile de sular fışkırıyor. * Önceki paragrafta Hz. Mûsâ'nın kavmi için Allah'tan su istediği vakit kendisine "asanı taşa vur" emri verilmesinden ve suyun asa vurulduktan sonra çıktığından bahsedilmiştir.
Sayfa 112
Din
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Görülüyor ki; hizmeti büyük olanın ıstırabı da büyük olacaktır veya başka bir deyişle ıstırabı büyük olanın hizmeti de büyük olacaktır. Bu gerçek şöyle ifade edilmiştir: "Bir topluluğa su dağıtan, onların hepsinden sonra su içecektir."[14] [14] Dârimî, 2/122
Din
Âyetlerde geçen "zâikatü'l-mevt" yani "ölümü tadacaktır" ifadesi çok farklı anlamlarda yorumlanmıştır. Nefs, zât ve rûh mânâlarına geldiğinden dolayı bazıları, bu âyetten rûhun bekâsını anlamışlardır. Çünkü tatmak, bir hayat eseridir ve tatma ânında tadan kimsenin, bâki/canlı olduğunu ifade eder. Aksi takdirde tatma düşünülemez. Öyle ise mânâ: "Her nefs, bedenin ölümünü tadacaktır" demek olur. Bu da nefsin bedenden ayrı olduğunu ve bedenin ölümüyle nefsin ölmeyeceğini anlatır.
Sayfa 97
Din
İlim ve İrfan
İlim konusunda üzerinde durulması gereken önemli bir nokta da ilmin irfân ile olan ilişkisidir. Geleneksel kabuller şimdiye kadar irfânın ilimden ve buna bağlı olarak ârifin âlimden daha üstün olduğunu söyleyen bir kanaat içinde olmuşlardır. Hâlbuki durum bunun tam tersidir. İrfân; bir şeyin izinden, işaretinden hareketle tefekkür ederek bilmektir. Allah'ı bilmeye ilim değil de mârifet denmesi, insanın ancak onu eserleri üzerinde düşünerek bilebileceği gerçeğine işaret içindir. İnsan, Allah'ı zâtıyla bilemez ki, o bilmeye ilim densin. Ona irfân denir; çünkü irfân noksan olan ilim için kullanılır. Yani, Allah'ı bilme konusunda ilim kelimesinin değil de irfân kelimesinin kullanılması, ilmin yetersizliğinden değil, irfânın yetersizliğindendir.
Sayfa 74
Din
İlim, âyet tetkiki demektir ve âyet, maddesi ve mânâsıyla bütün kâinattır. İslâm, ilimler arasında bir derecelendirmeye yanaşmaz. O hâlde, mâbed ve tekke kadar laboratuvar da kutsaldır. Çünkü orada da âyetler tetkik edilmektedir ve her âyetin tetkiki Allah'a bir gidiştir. Kaldı ki, Hz. Peygamber bütün yeryüzünü "temiz bir mâbed" olarak göstermekle laboratuvar-mâbed ayrımını yıkmış ve insanı her yer ve mekânda Allah'ı arayan bir varlık olarak takdim etmiştir.
Sayfa 69
Din