Hakan Osman Çaldağ

Hakan Osman Çaldağ
Sakini. Evli. hakkans.com'da hikâyeleri mevcut.
Haberin yok mu? Neticede savaşın, doğurganlığın, tabiat güçlerinin eskiden tanrıları şimdiyse azizleri vardı.
Sayfa 494
Edebiyat
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Esirgemem bu sabrı," dedi Sebastian. "Bazı günler iğneyle kuyu kazar gibi bir sikkenin yüzünü temizlerim. Neden sonra bir yazıyı okur, unutulmuş şeylerden geri kalan resimleri tanırım. Yüzlerce yıl önce yaşamış bir imparatorun çehresi çıkar karşıma ama ben daha çok o parayla ekmek, üzüm, zeytin satın alan sıradan insanları, o paranın tanıklık ettiği yaşamları merak ederim." O zaman "Al," dedi elini kesesine atan gezgin neşeyle. "Madem akçelerin evinden ve dilinden haberdarsın, akçemiz geçmez olmuş ama bizden sana bir hatıra olsun. Ona baktıkça bizi anarsın." Sikkeyi parmaklarının arasında evirip çevirirken, yaşanmışın bıraktığı kaydın merakıyla "Şu bana verdiğin akçe," dedi Sebastian. "Kim bilir kimlerin elinden geçti? Kimlerin kesesine girip çıkarak bana kadar geldi? Dile gelse ve şuracıkta anlatabilseydi." "Bir tarihçi gibi konuşuyorsun diyeceğim ama hani kitabın nerede?" Bunu yazıcı köle sormuştu. "Belki bir gün yazarım ama şimdilik sadece araştırıyorum," dedi Sebastian, yaşıyorum demek aklına gelmediğinden. "Kilise arşivindeki bütün kayıtlar elimin altında. Ama hangi kitabın kapağını kaldırsam soğuk kelimeler buluyorum. Kısa cümleler, heyecansız özetler. Her defasında eksik bir duygu kalıyor içimde. Bana sizin zamanınızdaki insanları ve olayları gözümle görüyormuşum gibi anlatan bir kitaba henüz rastlamadım." "Soylu bir dileğin var," diye yanıtladı gezgin dalgınca boşluğa bakarken. "Bu derin istek sanırım sana boşuna verilmiş değildir. Neyi bilmek isterdin?" "Neyi mi? Her şeyi. O ateşleri o kahraman insanları o mucizeleri. İmparatorun Roma'ya girişini, sıradan insanların nasıl bir yaşamı olduğunu. Hiçbir tarihçiyi ilgilendirmeyen her ayrıntıyı. Meselâ Colosseum'a büyük yıldırımın düştüğü esnada, ne bileyim, III. kapı VIII. sıra I numaralı koltukta kimin
Sayfa 482
Edebiyat
Şimdi anlıyor ki insanoğlu sabırsızdı, tez canlıydı. Her şey bir anda olup bitsin istiyordu, hiçbir şey geriye, hiçbir hesap istikbale kalmasın. Oysa tarihin kılıcı çok keskindi eli ağır olsa da. Tarihin ayağı ağırdı ama onun da zamanı galiba Tanrı'nın zamanındandı. Tanrısal yargı gelecek kuşakların ibret alması için ertelenmişti ve geleceğin ibreti şimdinin intikamından daha değerliydi. Biteceği yer dün değildi ama bittiğini görmek için 309 yıl uyumaya değmişti.
Sayfa 479
Edebiyat
"Olmaz ama ey saygıdeğer adam, varsayalım ki biri çıksa ve sana üç asır önceki dedeni tanıdığını söylese. Ondan ne dinlemek isterdin?" İhtiyar adam bir an düşündü, daha fazla değil. "Hiç," dedi. "Benim ömrümün derdi bana yeter delikanlı. Bir de dedeminkini öğrenmek istemem. Ezeli kuraldır, yaşam yaşam üstüne kurulmaz."
Sayfa 440
Edebiyat
Omzuma şöyle bir dokundu Rahip Baraday ve "Geri dönsen," diye sordu. "Bütün o eylediklerini yine eyler misin?" "Şu akan Asi nehrine ant olsun ki gökyüzü durdukça yapmam," dedim. "Bin kere, yüz bin kere yapmam. Ama geçen zamanın geri döndüğü nerede görülmüştür?" Bana dedi ki, "Demek şeklin şemailin aynı kalmış olsa da sen artık o sen değilsin. O halde sen ölmüş birisin. Senin kıyametin çoktan kopmuş. Bil ki yeryüzü zamanının bitiminden, kıyametin kopmasından hemen önce, varsa varsa, ancak herkesi affetmeye ve herkesten af dilemeye yetecek son bir an vardır. Gerçeği başka yerde arama, hepi topu budur. Sen de artık bildiğin gerçeğin hatırına öfkeni adil dağıt ve kendine daha fazla kötülük etme. Çünkü kötülükten daha korkunç olan şey insanın kötülüğü soğukkanlılıkla sürdürmesidir. Israr, suçun kendisinden daha büyük bir suçtur. Artık kendini affet."
Sayfa 370
Edebiyat