"Ateşi gözlerinin önünde harlanan kişinin acısı nasıl anlamsız olur?" diye sormuştu gezgin. "Ben oradan geliyorum, onların yanından."
"Olur," demişti sükunetle Baraday. "Çünkü az evvel acı çeken kişi kısacık bir zamanda -uzun da olsa fark etmez- artık her şeyin anlamını bildiği bir âleme geçti. Acı çekerek mi yoksa bir kuş gibi tek nefes vererek mi öldüğünün orada artık bir anlamı yoktur."
"Ya ölmeden çektikleri?"
"Onun da anlamı yoktur. Çünkü sonunda nasılsa ölecektir. Öyleyse ana rahmine düştüğü anadan itibaren ölmeye yazgılı olan hiç kimsenin çektiği acının anlamı yoktur."
"Bu söylediklerin kulağa hoş geliyor ama bir de cızırdayan tene sormalı."
"Kimin tenine?"
"Ölenin."
"Öldü o."
"Benim."
"Sen de öleceksin. Al-Mina, bil ki bir ölüye yanan herkes ölü. Çık dışarı, etrafına bak. Bu itişip kakışan kalabalık, bir gün hepsi ölecek, hepsi ölümlü. Öyle say ki hepsi şimdiden ölü."
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Benzer bir soru asırlar önce de sorulmuştu. Kıyıda toplanan kalabalığa öğretmek için bir kayığın üzerinde durduğunda gölün dalgalarına ve rüzgârına itaati emreden peygamber böyle bir soruyla karşılaştığında 'sezarın hakkı sezara, Tanrı'nın hakkı Tanrı'ya' demişti. Hem sadık bir dindar hem sadık bir Romalı olabilirim. Biz imparatorluk makamına ve devletin varlığına her zaman sadıktık. Ama Roma'nın çürümüşlüğünden şikayetimizi de hiç saklamadık. Biz Tanrı'ya imparatorun sağlığı, esenliği ama en önemlisi doğru kararlar alması için dua ederiz. Ordusunun güçlü, adamlarının dürüst olmasını yakarırız. Çünkü 'Tanrı onu yönetmek için tayin etmiştir."
Öyle zannetti ki çıkardığı sesten değil çıkarmadığı sesten mesuldür insan en fazla. Gün gelir hissetmediğin acının da hesabı senden sorulur, kalbimden sorumsuzum sanma.