Hakan Osman Çaldağ

Hakan Osman Çaldağ
Sakini. Evli. hakkans.com'da hikâyeleri mevcut.
"Yabancı," diye seslendi genç bir felsefe öğrencisi. "Dünyanın olağan işlerine böyle isyan etmek için buralara cennetten düşmüş olmalısın."
Sayfa 250
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Oda kölesi şöyle dursun, tanrı olup olmadığı imparatorun kendisinden sorulsun, buna kendisi inanıyor mu? Bu gerçekçi ve dindar asker kendisine tanrılığını ilân etmesi için akıl veren danışmanına "Rica ederim ama," dememiş miydi acaba? "Benim tanrı olmadığımı sen de biliyorsun ben de biliyorum. Tahta geçtiğimde bir kuyruklu yıldız belirmedi göklerde, nal sesleri duyulsa da kendisi görünmeyen atlar koşmadı karargâhımda. Ne Jupiter'in eli değdi omzuma ne bir tanrıçanın rahminden çıktım ne de içlerinden birini hamile bıraktım." Dememişti galiba. Çünkü imparator bütün Romalılara gerçeğiyle ulaşamasa da efsanesiyle her eve, meyhaneye, pazara girebilirdi. Varsın heykelleri kan ağlamasın, konuşmasın. O zaman anladı Senatör Zosimus, bu İlliryalı kölenin, halkını bir arada tutmak için giydiği bir elbise, taşıdığı maskeydi. Bu, imparatorun hayatta kalması için temsili şart olan bir tiyatroydu; ilk inkarcısı kendisi olsa da ilk fırsatta kostümünü çıkaracaksa da ısrarla sürdürdüğü bir oyun. Çünkü halk böyle istiyordu ve imparator bunu biliyordu.
Sayfa 233
Tarihin âdeti şaşırtmaktır.
Sayfa 215
Tarih
Hanımefendi Sabina Arabistan'ın bütün kokularını sürse de olur sürmese de olur. Derin denizlerin nadide incilerini taksa onun güzelliğine bir şey eklenmez, takmasa ondan bir şey eksilmez. Çünkü güzelde güzellikten dağıtılmış bir pay bulunur, Hanımefendi Sabina ise güzel değil güzelliktir; güzel kavramının kendisidir. Ama Hanımefendi Sabina bu güzelliği ne yapacağını bilmemektedir. Aşk bu yüzden vardır oysa, güzellik aşkla bilinir. Değil mi ki ben görmezsem Hanımefendi Sabina'nın güzelliği solup gidecek, eylemi olmazsam o güzellik bir süt gibi ekşiyecek. Sükûnetini seyretmekten günlerce ayrılamayacağım bir denizdir Hanımefendi Sabina. Ama ben bu kadar rüzgârlıysam bu denizde nasıl tek dalga olmaz? Acaba yazıcı köle mi rüzgâr değildir yoksa bu rüzgâr mı bu denize göre değildir?
Sayfa 151
Aşk
Fıkra gibi
... Bir hafta üzerine tapınağın kapısında bitti çamaşırcı. Dua da adak da kâr etmemiş, keçi geri gelmemişti. "Öyleyse tanrılara bir kurban adamalısın," dedi başrahip. "Bu öyle bir kâse buğdayla geçiştirilecek yitiğe benzemiyor, belli ki tanrı daha kallâvi bir hediye istiyor." Çamaşırcı kederle büktü boynunu. "Ama efendim ben yoksul bir adamım. Bu keçiden başka da bir hayvanım yoktur." "O zaman bulduğun anda onu kurban edeceğini adarsın." "Nasıl olur? Keçimin bulunması için, bulduğum anda keçimi kurban edeceğimi mi adayayım?" Başrahip "Sen bilirsin," dedi. "Ama tanrıların dualarına karşılık vermeyeceğini de bilesin." "Peki," dedi çaresiz adam. "Keçi olsun o zaman." Tanrılar gibi rahipleri de kızdırmaya gelmezdi.
Sayfa 130