... bütün söylediklerini özetleyerek nutkunu bitirdi. Lâkin özeti bile nutku kadar genişti. Sözdü kadim geleneklerin yelkeni. Dilin bekçileri söz söyleyebilenlerdi. Söz evveldi yazı sonradan gelmişti. Söz tanrıların armağanıydı, yazı insan aklının icadı. Söz insanın doğasına uygundu, yazı o doğayı bozmuştu. Yazının olmadığı o eski ve kutlu zamanlarda bütün bilgi ve edebiyat söz halinde dururdu hafızalarda. Onca destan yazıyla mı yazılmıştı? Oysa yazı zihinleri tembelliğe itmiş, insanın gerçek hazinesi onun bir kopyasına tercih edilmişti. Vee, söylenmiş her şey bir söylevdi. Tarih, destan, savunma, yargılama her şey söyleve yaklaştığı nispette değerliydi. İnsan söylev vermeyi başardıktan sonra uygar olmuştu. Tanrılar kendisini en çok söylev vererek gösterirdi. Hem insan kendisini konuşurken ele verirdi yazarken değil. "İnsanın yaşamı neyse, konuşması da odur," derdi eski bir Grek atasözü. Bırakın okuma yazmayı alışveriş listesi hazırlayan köleler öğrensin, yazıya bu kadar itibar etmemek gerekti. Ellerden sadece biri yazabiliyordu üstelik. O kadar değerli bir şey olsa, tanrılar iki ele de kalem tutma yeteneğini vermez miydi? Oysa kulakların ikisi de işitirdi, ağızdaki dil yekpareydi.
Daha geçen hafta bir merdivenin ucuna astığı kandilin ışığında, bir yünlü parçasını zeytinyağına batıra çıkara neredeyse iki asır önceki bir zaferin kabartmalarını ovmaya başladığında mermerin içinde bir tiyatronun sahnelerini sanki aynı anda seyretmişti lâhit kopyacısı. Sırtıyla taşa bağlı olmasa, boşluğun içinde devinip duracak olan bir grup Romalı asker bitip tükenmeyen bir öfkeyle düşmanların böğrüne mızrak saplıyor, kılıç çalıyor, yağmur gibi ok yağdırıyordu. Aslında naralar ve acı haykırışlarla, küfürlerle, dualarla, at kişnemeleriyle, metal şakırtılarıyla, çatırtılarla dolu olması gereken bu sahnelerden hiçbir ses yükselmiyordu oysa. Her şey gerçekliğini kaybederken önce sesini yitirmişti. En ölümcül savaş bile taşın sükuneti içinde işte böyle gölge oluvermişti.
"Vitalis, bu tiyatroda dilenciyi ya da kötürümü oynamak sana düşmüş olabilir. Ne yapacaksın? Ozanı mı suçlayacaksın yoksa oyundan mı çıkıp gideceksin? Rolünü iyi yap ve oyun bittiğinde kralı oynayan aktörle aynı alkışı bekle."