Gizlilik, alçaklıkları, yalancılıkları, korkaklıkları, kahramanlıklardan daha kolay örtüyor. Gizli işlerde, olup bitenleri günü gününe izleyemeyeceğimiz için, namussuzlar, namusluları kolayca lekeleyebiliyorlar. Bu yüzden kaybınız katmerli oluyor.
"Yaşama sevinci dediğimiz duygu ne garip... Çıkıp gittikten sonra insanın içinde, utanca benzeyen buruk bir şey bırakıyor, bütün yalınkat sevinçler gibi..."
İhsan, cezaevleri için, "Burası çıplak adamlar ülkesi," demişti. "Buradaki çıplaklık, üst başla ilgili değil, insanların içyüzleriyle ilgili... Dışarda insanı insandan saklayan çeşitli perdeler, peçeler, maskeler, burada birkaç güne varmadan sıyrılıp düşüyor. Bir araya kapatılmış olmak hiçbirimizde, olduğumuzdan başka türlü görünebilmek gücü bırakmıyor. Kendilerini olduklarından başka türlü göstermeye çabalayanlar ancak bir iki hafta dayanabiliyorlar. Dışarda da bu böyle ama, ne sizin beni araştırmaya vaktiniz var ne de benim sizi."
Kamil Bey gözlerini utançla yere eğmişti. "İnsanları bu kadar utanmaz yapan savaşlar mı acaba?" diye düşündü. "Şunlar sapıklıklarını neden meydana vurmamazlık edemiyorlar? Yoksa burada temiz kalmak imkânsız mı? Namuslu bir adam, giderek, kendisi de sezemeden namussuzlaşır mı?" Bir zaman kitaplarda bu meseleyi aydınlatan bir şey okuyup okumadığını hatırlamaya çalıştı. Sonra apansız, Oxford'da beraber okuduğu birtakım soylu çocuklar aklına geldi. "Öyle ya! Oscar Wilde, André Gide, Jül Sezar... Hatta Sokrates bu pisliği apaçık sürdürmemişler mi? Demek, kitaplarını okuduğumuz, düşüncelerini beğendiğimiz halde, sapıklıkları bize sıvaşmayabiliyor."
Birden bu zamana kadar kafasının neresinde, neden sakladığını kestiremediği bir sözü hatırladı: Çok eskiden, evlenmeden önce, bir yazı Tarabya'da geçirmiş, o zamanın ünlü paşalarından birinin kızıyla tanışmıştı. Kadın hem çok güzeldi hem de körpe... Kocası da İstanbul'a nam salmış yakışıklı erkeklerdendi. Bir gece kadına, adamcağızı neden aldattığını sormuştu da şu karşılığı almıştı: "Bana erkek gibi gelmiyor. Çünkü biraz da üvey annem sayılır!" Kâmil Bey yorganın altında kıs kıs güldü. "Kendi değerimizdekilerin ya da kendimizden üstün olanların pisliğini neden pislik saymıyoruz? Biz ancak kendimizden aşağı gördüklerimizin pisliklerinden iğreniyoruz. Bizim pislik anlayışımız, biraz şey... Yani biraz daha pis." Başını yorgandan çıkardı, rahat uyudu.