📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ebû Hafs Amr b. Seleme dokuzuncu yüzyılda (hicri üçüncü yüzyıl) Nişabur'da yaşadı. Okuma yazma bilmeyen, "el-Haddâd" (Demirci) nisbesini mesleğinden alan bir demirciydi. Genç bir delikanlı iken gönlünü hizmetçi bir kıza kaptırdı. Peşinden koştu. Tek istediği bu kızdı. Arkadaşları ona şehrin dışında yaşayan Yahudi bir büyücünün kıza büyü yapabileceğini söylediler.
Büyü, İslam'da mutlak olarak haramdır. Ebû Hafs'ın yaşadığı dönemde, Hanefi fakihi İbnü'l-Hümâm büyünün mutlak olarak yasak olduğunu ve onu caiz görmenin veya ona cevaz vermenin küfür olduğunu söylemiştir.
Yani Ebû Hafs şehvetine yenilip haramın ortasına dalıverdi. Büyücü ona, "Öncelikle, 40 gün Allah'ın adını ağzına almayacak ve hiçbir iyi niyet üzere olmayacaksın. Sonra da sana istediğine ulaşman için bir muska yazacağım" dedi.
Ebû Hafs, büyücünün talimatlarını harfi harfine yerine getridi. Bu, kırk gün boyunca namaz, zikir ve herhangi bir hayırlı iş ve niyetten uzak durmak demekti. Bir Müslümanın şehvani arzularını büyü yoluyla tatmin edebilmek için farz namazlarını terk etmesi ve hatta iyi niyeti bile bir kenara bırakması dehşet vericidir. Ebû Hafs, mahvolmuştu.
Büyücü, ona tekrar gittiğinde sevdiği kadını kendine bağlaması için Ebû Hafs'a bir muska verdi. Ama muska işe yaramadı. Ebû Hafs, sinirlendi.
Büyücü, "Belli ki bu kırk gün boyunca içinde bir miktar iyilik tezahür etmiş. Yoksa ben eminim ki istediğine kavuşacaktın!" dedi.
Ebû Hafs, "Ben bir şey yapmadım" dedi ama bir yandan da büyüyü etkisiz kılabilecek bir şey yapmış olabilir mi diye hafızasını zorladı. Büyücünün talimatlarını titizlikle uygulamıştı. "Aklıma gelen tek şey, buraya gelirken yolda bir taş gördüm. Kimsenin ayağı takılmasın diye kenara atmak için gayriihtiyari bir tekme savurdum."
Büyücü bunu duyunca varlığının derinliklerine
Ertesi gün çete başka bir kervana saldırdı. Her şey olup bittikten sonra kervandan bir yolcu öğle yemeğini yiyen haydutların yanına gitti.
"Elebaşınız kim?" diye sordu.
"Nehrin kıyısındaki şu ağacın arkasında bir adam yok mu; işte o. Şu namaz kılan," dedi eşkıyalardan biri.
Yolcunun kafası karıştı; "Ama namaz vakti değil ki..." dedi.
"Nafile namaz kılıyor."
"Neden sizinle yemiyor?"
"Oruçlu."
"Ama Ramazan değil ki!" dedi yolcu.
"Nafile oruç tutuyor."
Şaşkınlıktan küçük dilini yutmak üzere olan yolcu, huşu içinde namaz kılan Fudayl'a yaklaştı. Namazını bitirince ona sordu:
"Hem Müslümanları soyup, öldürüp hem nasıl namaz kılıp oruç tutuyorsun?"
Fudayl adama döndü ve "Kur'ân okumayı biliyor musun?" diye sordu.
Yolcu, "Evet," dedi.
"Peki, Allah, 'Diğerleri de günahlarını itiraf ettiler; sâlih bir ameli, kötü olan bir başkasıyla karıştırdılar,' buyurmadı mı?" diye sordu şaşkın yolcuya.
Şeyh Ebu Ali Dekkâk'a (kuddise sirruh) göre: "Tövbe üç kısımdır. Başı tövbe (günahtan dönüş), ortası inâbe (Allah'a teveccüh) ve sonu ise evbedir (Allah'a geri dönüş)." İmam Kuşeyrî Hazretleri (kuddise sirruh), bu sözleri şöyle açıklıyor: "Kim Allah'tan korktuğu için pişman olursa tövbe etmiş olur. Kim Allah rızası için pişman olursa Allah'a doğru döner, bu da inâbe olur. Ve kim Allah'ın emrine, ne rahmet umarak ne de cezadan korkarak, sadece Allah için uyarsa, o da evbe olur ve kişi Allah'a rücû hâlini kazanmış olur."