Varım ve bir şekilde ben istesem de istemesem de güneş doğacak, hayat geçecek, biz farkında olmasak bile tabiat kendisini tazeleyecek ve bir şekilde her şey olacağına varacak. Kendisi hakkında, herhangi bir konuda güçlü beklentilerden soyutlanmış ve bu durumun vermiş olduğu bir boşluk ve sancıyla günlerimi geçiriyorum diyebilirim. Yani beklenti konusunda kendime öğüt verirken, bir yandan da umut etmeden yapamıyorum. Sanki bize kodlanmış umutlanmak, olmasını istediğimiz şeylere karşı temennide bulunmak... Düşünmemeyi, takmamayı, vurdumduymaz olmayı, kâle almamayı seçemiyorum ve bu durum açıkçası canımı sıkıyor bir yerde. Ne anlaşılmak gibi bir derde sahip gibi hissediyorum ne de anlaşılmanın vermiş olduğu yoğun hissiyattan mahrum kalmanın açmış olduğu yarayı kapatabiliyorum. Yani her halükarda, kendim ve kendim üzerine düşünürken boğulur gibi hissediyorum. Yaşamak ve yaşarken yaşadığını üst perdeden görmek bu sanırım. Kelimeler, zihnin berraklığından insan dilinin tahrip edici noktasına gelene kadar sürekli olarak tahrif oluyor ve ben yarım kalmış gibi hissediyorum. Anlatılması gereken bir çok şey var aslında. Ama muhatabı olmayan herhangi bir söz, bir başkasına söylenmiş sayılır mı ki??