Solmaya yüz tutmuş, buruşmanın, renk atmanın farklı evrelerindeki çiçeklerin fotoğraflarını çekmeye devam ediyorum — dökülen tacyaprakları, çoktan yaşlanmış, baştan çıkarma işlevini çoktan yitirmiş çırılçıplak dişicik boruları ve sapçıklar. Arılarından mahrum kalmış, ölüme yüz tutmuş çiçekler... Solmanın özel bir hüznü ve güzelliği var, ama insanlarda, hatta hayvanlarda bile yaşlanmayla birlikte gelen o çaresizlik yok. Muhtemelen bu yüzden ölen güllerin, zambakların, lalelerin, kelleşen şakayıkların, buruşan gelin çiçeklerinin ve menekşelerin fotoğraflarını çekmeye devam ediyorum... Botanik, gerçekten ölmeden nasıl güzel ölündüğünü biliyor. Botanik ölüm hakkında hâlâ fazla şey biliyor.
Sayfa 184 - Metis Yayınları
John Peter Eckermann
Daha iyisi ortaya koyulduğu halde hala Newton kuramını anlatmaya devam eden profesörlerden bahsettik. "Bunda şaşılacak bir şey yok," dedi Goethe, "varoluşlarını Newton'a borçlu olduklarından, bu tür insanlar yanılmaya devam ediyorlar. Başka şeyler öğrenmeleri gerekiyor, bu da kolay bir şey değil." "Ama," dedim, "öğretilerinin temeli yanlışsa, deneylerinin gerçek olduğunu nasıl kanıtlayabilirler?" "Onların gerçeği ortaya koymak gibi bir derdi yok," dedi Goethe, "ayrıca amaçları da bu değil zaten, onların tek derdi fikirlerini kanıtlamak. Bu yüzden de gerçeği gün ışığına çıkaran, öğretilerinin savunulur yanı olmadığını ortaya koyan böylesi bütün deneyleri gizli tutuyorlar."
Alıntı
Reklam
Bakmak istediğimde, yüreğimde bakacağım. Doğru olan da bu. Orada hâlâ sapasağlam. Sevgi, sevgi, senin ne olduğunu biliyorum.
Sayfa 275 - Delidolu
ARTIK HİÇBİR ŞEY YOK. HEPSİ HÂLÂ ORADA VE ARTIK HİÇBİR ŞEY YOK
Artık bir araya gelebileceğimiz sokaklar yok, her yer kalabalık ve kimse orada değil, artık köyler yok, toplu konutlar var, artık sokaklar yok, otoyollar var, şehirler yerde silinip gitmiş, dümdüz yukarı uzanıyorlar, sokakları duvarlarla çeviriyorlar, artık denize, şehre, ormana açılan pencereler yok, kaçıp kurtulacak bir yol yok, tüm kapılar korkunun üzerine kapanıyor, siyasi korkunun, atomik korkunun, yağmalanma korkusunun, şiddet korkusunun, bıçakların korkusunun, ölüm korkusunun; ölüm korkusu hayata karar veriyor; yiyecek korkusu, yol korkusu, tatil korkusu, devlet adamlarının ve alçakların korkusu, polis korkusu tıpkı devlet adamlarının korkusu gibi, devlet adamlarının korkusu tıpkı alçakların korkusu gibi, artık nereye gideceğimizi, kendimizi nereye koyacağımızı bilmiyoruz, bir otomobil altı ila yedi insanın yerini alıyor, otomobil nüfusumuz kabaca üç yüz milyon, Hindistan nüfusu hızında artıyor, yeni bir absürtlük baş gösteriyor, gözlerimizin önünde gerçekleşiyor, orada, dışarıda, her tarafta; onun varlığı öyle deşifre edilemez ki, insan tarafından değil de ilahi bir güç tarafından üretildiğini söyleyebilirsin; sınırlar artık değişmiyor, artık nüfus hareketleri yok, iş gücü hareketleri var, Japonların hareketleri var ama artık savaş yok, çok az şey var, çok, çok, çok az, şimdiki gerçekliğin ve benlik ile dünyanın yakınlaşmasının yetersizliği giderek daha fazla elle tutulur hal alıyor; bazen, doğru, insan değişiyor, ama bu oldukça nadir, ve üstelik artık neyi değiştirdiğimizi de bilmiyoruz, bir çamaşır makinesini, insanlar artık kendileriyle birlikte neyin var olduğunu bilmiyorlar, ve bu kendi ülkelerinde, hâlâ futbolları, rock müzikleri, sinemaları, sonsuz beklentileri var, sinemaya sadece bir filme hapsedilmiş korkuyu görmek için gidiyorlar, çoğunlukla
ben de paşam
Şimdi bile hâlâ her izlenimimi, zihnimin içinden İlyiçe aktarma alışkanlığını sürdürüyorum.
İnsan ırkı için hâlâ umut var mı, yoksa mikroplarımızı galaksiye yaymadan plaz­ma ışınlarıyla yok mu edilmeliyiz..!
Reklam
Reklam