Geriye tek bir yol kalıyordu, onun da dönüşü yoktu. Yaşam hâlâ çekici geliyordu oysa.
Sayfa 54
1000Kitap
1920’lerin İstanbul’unda nüfus hâlâ karışıktı. Bulgar sütçü, Karamanlı Rum bakkal, Arnavut bostancı, Eğinli kasap, Karadenizli manav, Balat ve Hasköy’ün fakir tenekecisi, Rum meyhanecisi, İtalyan inşaat ustası ve Ermeni kuyumcu dışında bürokraside ve ticari hayatın her alanında aynı renkli nüfus görülüyordu.
Sayfa 192·Kitabı okuyor
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Buhranlar içinde kıvranan dünyanın yeni açılımlara en çok muhtaç olduğu bir dönemden geçiyoruz. Okur esrik, yazar tekinsiz. Yaşanmışlıklar epriyor, farkındalık hiç olmadığı kadar azalmış durumda... Şaka şaka. Öyle şeyler olduğu filan yok. Her şey normal. Hâlâ "yaşam eski zamanlarda daha iyiydi"ye inanıyoruz. Dünya her zamanki gibi sakin bir görev bilinciyle dönmeye devam ediyor. Ağaçlar, bulutlar, çöller, maymunlar ve akla gelen her şey bizi hiç umursamadan varlıklarını sürdürüyor. Kendisini sırf yaşıyor diye öncekilerden ve sonrakilerden daha özel zanneden biz bir grup insan ise, konjenital basiretsizliğimizden yola çıkarak dünyanın da buhran içinde kıvrandığına inamıyoruz. İçinden geçtiğimiz çağ diğerlerinden daha iyi ya da daha kötü degil. Telaşa mahal yok. Fakat tanıklık ettiğimiz bazı şeylerin kaydını tutmamızın da sakıncası yok. (…) Genç değiliz. Yaşlı da değiliz. Tedirgin yaşamaya çok alışkanız. Kötü besleniyoruz, kötü yaşıyoruz, sportmen ruhluyuz ama spor yapmıyoruz. Taşralıyız ama her yer taşra olduğu için göze batmıyoruz. Kendimiz gibi olanları çok kolay ayırt ediyoruz ama kendimiz gibi olanlarla dahi çok zor kaynaşıyoruz. Çok az şeye inanıyoruz. Bize öyle öğrettikleri için başarısızlığı sevmiyoruz. Ama el yordamıyla kendi kendimize keşfettiğimiz üzere, başarıyı da sevmiyoruz. Sinik, alaycı ve huzursuzuz. Kişisel gelişime, spritüalizme, ezoterik galaktik bilgeliğe veya burçlara inanmıyoruz. Ne idüğü belirsiz insanlarız. İdüğümüzü arıyoruz.
Aslında bakarsan hala anlayamadığım şey, insanın tehlikesin bilerek bir suçu işledikten sonra itiraf etme cesaretini bulamayışıdır. İtirafı engelleyen bu basit korkuyu her türlü suçtan zavallıca buluyorum.
Sayfa 46
1000Kitap
Gözlerim yollarda beklerim seni Koyu karanlıklar üzüyor beni Saatler geçiyor gelmedin hâlâ Semada yıldızlar o gelmez diyor Ruhum bu hitapla bezgin eriyor Kalbimi acı bir şüphe bürüyor Saatler geçiyor gelmedin hâlâ Gördün mü sen onu doğan ay söyle Öldürüyor beni beklemek böyle Saatler geçiyor gelmedin hâlâ
Sayfa 22 - Yapı Kredi Yayınları·Kitabı okuyor
Bana acı veriyor: Olgunluk çağında insan hala ayıplanıyorsa artık ondan beklenebilecek hiçbir şey yok demektir.”