Bazı insanlar vardır; bir baharın hükmünü, vakitsiz düşmüş tek bir yaprağın mahzunluğuna teslim eder. Gül bahçesine girerler, bülbülün asırlık hasretini duymazlar; yalnızca bir dalın gölgesine takılıp kalırlar. Hâlbuki bahar, kusursuz çiçeklerin değil; kışın soğuğunu sabırla taşıyabilmiş dalların omzunda açar.
Ben eski zamanlardan kalma bir çeşmenin kitabesinde okumuştum bunu. Mermeri aşındıran su, güzelliğinden bir şey kaybetmezmiş. Aksine, yılların eli değdikçe daha derin bir ses kazanırmış. Çünkü hakiki kıymet, zamandan sakınmakta değil; zamana rağmen ayakta kalabilmektedir.
Ne tuhaftır; ayın yüzündeki gölgeyi ezbere bilenler, geceleri aydınlatan nurunu unutuyor. Narın çatlayan kabuğunu konuşuyorlar, içindeki binlerce yakut tanesini değil. Deniz kabuğunun sertliğine hüküm veriyorlar, bağrında büyüttüğü inciyi görmeden. Sonra da buna bakış diyorlar.
Oysa insan dediğin şey biraz çınardır. Köklerinde fırtınalar uyur, dallarında mevsimler konaklar. Gövdesinde yılların açtığı yollar bulunur. Hiçbir çınar, üzerinden geçen rüzgârların hesabını tutmaz. Çünkü vakarı, kusursuzluğundan değil; gördüğü onca mevsime rağmen göğe uzanabilmesinden gelir.
İşte bu yüzden artık bahçelere başka gözle bakıyorum. Bir yaprağın eksildiği yere değil, ağacın hâlâ göğe nasıl tutunduğuna. Bir kandilin camına sinen islere değil, karanlığı nasıl dağıttığına. Zira güzellik dediğimiz şey, kusursuz bir surette değil; eksiltmeye çalışan bütün bakışlara rağmen ışığını muhafaza edebilen bir ruhta saklıdır.
#Şeyda Keren