Geceye methiyeler düzüyorum, fakat gece beni "karanlığıyla" esir aldı sanırım. Hâlbuki ben aydınlık beklerken...
Felsefe
Bir romanın sayfasında rastladım sana. Çeviremedim sayfayı, geçemedim sıradaki cümleye... Şaşırtmadın beni, öylece bakakaldım gidişine. Ne kadar bakarsam hep orda kalırsın sandım bir anlığına. Uçurumun kenarına hapsolmuş gibi ne ileriye ne de geriye adım atamadım senden sonra. Geç olmadı kabullenişim gidişin öğretti hepsini. Gözyaşlarım satırları yeşertmeye çalışır gibi akarken özlem kılılığa büründü cümlelerim. Bilmem neden özlüyorum seni anlamıyorum. Ben istemiştim halbuki. Belki de gitmeni isterken kalman için yalvarıyorumdur. Ama sen yine de git. Ben sana gitme diyemem. Ama sen yine de kalma. Ben sana kal diyemem.
1000Kitap
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Resmin benim dünyama ait :)
Halil: "Sen resmin değilsin ki. Resmin benim dünyama ait bir şey. Ben seni değil, resmini tanıyorum. Belki sen benim bütün güzel düşüncelerimi yıkarsın...” Meral: "Bu davranışların bir korkudan ileri geliyor.” Halil: "Evet, bir korkudan ileri geliyor. Bu korku sevdiğim şeye ebediyen sahip olabilmek için çekilen bir korku. Ben senin resmine değil de, sana âşık olsaydım o zaman ne olacaktı? Belki bir kere bile bakmayacaktın yüzüme. Belki de alay edecektin sevgimle. Hâlbuki resmin bana dostça bakıyor ve ebediyen bakacak...” > Film: Sevmek Zamanı 🎞️
Alıntı
Düşüncelerim hayat duvarıma her gün bir çentik atar; mahkum olmuştur güneşin hayaline. Nefesim ölüm orucuna girmiş, her alışımda içimi acıtıyor. Gözden uzak tutmuşumdur umut tohumunu; aç kaldığım zaman sakladığım tek zırhım... "Ben kimim?" diye başlayan cümlelerim, hiç olmayan dünlerim, gelmeyecek yarınlarım... Yokluk, varlığın zıttı değildir; onu da içine çektiği benliğidir. (Çok sıradanız, cümleleri dahi uyum içinde kullanmaya yeminliyiz; halbuki kıymeti harbiye, uyumsuzluk içinde kıymetini anlayacak sözcükler biriktirir kendine.) Neek
Edebiyat
Güçlüymüşüm ben, öyle diyo insanlar. Dört duvar arasında ayakta kalabildiğim için güçlü diyorlar bana. Halbuki çoktan yenik düştüm içimde verdiğim savaşlara.
Toksik Bireylere İhtar
Valide Sultan ve peder bey ile beraber balkonda huzurlu hasbihalin ardından, gündüz validemle beraber aldığımız kiraz sofraya geldi. Şüphesiz onlar meselelerin fıkhi ve ilmi derinlik dehlizlerine girmeyi murat etmiyorlar; hususen Valide Sultan işin daha çok irfan ve teslimiyet boyutunda menzil aldığı için tam bir rıza halinde hayatı seyrediyor. Bendeniz ise henüz o saf teslimiyet mertebesinde değilim; fıtratım gereği sürekli sorgulayan, perde arkasını araştıran ilmi taraftayım. İşte bu arayışla, dün karpuz yerken düşündüğüm ülfet perdesini, bugün kiraz tanelerini tefekkür ederken hikmet ufkuna taşımaya niyet ettim. Kendi kendime sordum: Kiraz neden yaz mevsiminin ilk müjdecilerinden, ilk meyvelerindendi? Anladım ki kiraz; kıştan ve bahardan çıkan insanoğlunun bitkin yorgunluğunu gidermek için lütfedilmiş taze bir şifa kaynağı, vücudu toksinlerden arındıran ve kanı temizleyen ilahi bir bahar detoksu idi. Hikmete bakınız; bizler o nimetin sadece renginden, rayihasından ve lezzetinden keyif alıyoruz; oysa o küçük tanenin vücuda girdikten sonra başlattığı muazzam biyolojik temizliği çıplak gözlerimizle göremiyoruz bile. Demek ki her hakikat çıplak gözle müşahede edilmez. İnsan, Rabbine şükrünü eda ederken sadece gördüğü zahiri lezzete değil, hilkatin o göremediğimiz gizli etkenlerine ve hücrelerimize olan faydalarına da külliyen ve toptan şükretmelidir. Dün karpuz yerken kara toprağın altından çıkan devasa, sulu lezzet topuna hayretle bakmak gerekirken, sanki çok sıradan bir şeymiş gibi ülfetle yaklaşmamız ne büyük bir hüsrandı. Halbuki kiraz da bir mucizedir, karpuz da. Aynı çamurlu toprağın içinden çıkarlar ama renkleri farklı, kokuları farklı, insan bedenine şifaları apayrıdır. Cenab-ı Hakk, Ra’d Sûresi 4. ayet-i kerimesinde bu muazzam nizamı şöyle beyan
Duygu ve Düşünce