Konutlar kültür tarihinde katedilen seviyelere uygun olarak değişmiştir, Geçmişteki konutların nasıl olduğunu yakın bir geçmişte yeryüzünün çeşitli yörelerinde rastladığımız konutlardan da anlayabiliyoruz. Öyle bir çağda ya şıyoruz ki bu bizi dehşet bir kibre sürüklüyor. Avrupamerikan tarzı bir görünümü sunmayan örnekler hep geri, ilkel olarak algılanıyor. Hâlbuki bu konutların hepsi olağanüstü bir zanaat harıkası ve bir teknik şaheseridir. Meselâ adamlar 40 m cıvarındaki ağaçların tepesine bambu çubuklarından kulübeler inşâ etmişler. Zemin bataklık ve çok rutubetli, her türlü haşere ortalıkta yaşıyor. Buram buram terliyorsunuz. Çok tatsız bir iklim hüküm sürüyor. Yabani ve yırtıcı hayvanlar da var. Yukarı çıkıyorsunuz, bir kere havası püfür püfür esiyor. Sanki içeride soğuk hava cıhazları varmış gibi serinletiyor. Nasıl yapmışlar bilmiyorum. Ağaca çentikler atmışlar ve olağanüstü çevik insanlar olduklarından maymun gibi zıplıyor, hopluyor, tırmanıyorlar. Ben çıkamıyordum, bana yukarıdan bambu liflerinden örülmüş bir halat atıyorlardı. Ona tutunarak ayaklarımı da çentiklere dayayıp ne zorluklarla çıkıyordum. Bir kere çıktıktan sonra bir daha inmek istemedim. Kalıcı konut dedikleri bu olsa gerek. İçeride ateş yanıyor, yemek pişiriliyor. Hiçbir koku moku yok.
1000Kitap
Bir gün bir lise talebesi bana, "Benim ateist arkadaşlarım var. Onlara Allah'ın varlığını nasıl ispat ederim?" diye sordu. Ben de "Çok kolay; onlara bir ev ustasız, bir harf kâtipsiz, bir köy muhtarsız olmaz." de, dedim. Ben böyle söyleyince delikanlı "Bunu söyledim. Kabul etmediler. Bu ne biçim şey, çok basit dediler." dedi. Ben de ona "Doğru, bu söylediklerimiz gerçekten basit." dedim. "Fakat Kıymetli Kardeşim! Bu sözler basit olmakla beraber, mantıklıdır. Tartışmada bir iddiayı ispat etmek için ortaya konulan delillerin basit olmasına değil, mantıklı olmasına bakılır. Tartışmada muhatap "Basit olduğu için bu sözü kabul etmem diyemez. Kabul etmiyorsa delillerle bunu çürütmesi lazım gelir. Sen arkadaşlarına "Evet, bu delil basittir fakat mantıklıdır. Bunu kabul etmiyorsanız buyurun, çürütün." demelisin, dedim. Burada bazıları "Benim ortaya koyduğum delilleri, karşımdakiler inkâr ediyor ve kabul etmiyorlarsa demek ki benim delillerim sağlam değil." şeklinde bir hataya düşmektedirler. Halbuki bir delili kabul etmemek ayrıdır, çürütmek ayrıdır. Örneğin birisi tarihte Sultan Alpaslan diye birinin yaşadığını inkâr etse ve biz ona tarihi delilleri gösterdiğimiz hâlde kabul etmese bu bizim delilimizin çürüklüğünü değil muhatabın delili kabul etmez, delilden anlamaz olduğunu gösterir.
Sayfa 21 - Süeda Yayınları·Kitabı okuyor
1000Kitap
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
“Hâlbuki bu kıtlığı ortadan kaldırabilecek olmaları harika değil mi? Talepleri karşılayabilecek, hatta fiyatları bile düşürebilecek olmaları? Ama onlar ne yapıyorlar? Pazarı ele geçiriyorlar, her yıl fiyatları artırıyorlar, bir de üstüne kötü ürün satıyorlar!" İyice öfkelenmiştim. "Ah, onlara bunu ödetebilmenin bir yolu olsaydı!" diye bağırdım. "Kanunlar onlara dokunmuyor resmen. Ama belalarını bir şekilde bulmalılar artık! Keşke ben yapabilsem! Keşke bu korkunç ticaretten kâr edenlerin hepsi yediği her şeyde o iğrenç etlerinin, bozulmuş balıklarının, sütlerinin tadını alsa! Keşle bizim ödediğimiz bedeli ödese onlar da!"
Sayfa 33 - İthaki Yayınları, Karanlık Kitaplık Serisi, 3.Baskı·Kitabı okudu
Kitap Alıntısı
Bu son ayrılık saatinde niçin hakikati saklamalı? Bu okumayacağın defteri ben senin için yazdım Kâmran. Evet, ne söyledim, ne yazdımsa hep senin içindi. Yanlış, çok yanlış bir iş tuttuğumu bugün artık itiraf edeceğim. Ben, her şeye rağmen seninle mesut olabilirdim. Evet, her şeye rağmen seviliyordum, sevildiğimi de bilmiyor değildim; fakat bu bana kâfi gelmedi, istedim ki çok, pek çok sevileyim, kendi sevdiğim kadar değilse bile -çünkü buna imkân yok- ona yakın sevileyim. Bu kadar sevilmeye benim hakkım var.mıydı? Zannetmem, Kamran. Ben, küçük, cahil bir kızdım. Sevmenin, kendini sevdirmenin de bir yolu var, değil mi Kamran? Halbuki ben bunları hiç, hiç bilmiyordum.'' ''Kâmran, ben, seni sevmesini, senden ayrıldıktan sonra öğrendim. Hatta yaptığım tecrübelerle, başkalarını sevmekle sanma sakın. Gönlümün içindeki derin, hazin, ümitsiz hayalini sevmekle.'' ''Kâmran, biz asıl bugün birbirimizden ayrılıyoruz. Ben, asıl bugün dul kalıyorum... bütün olan, geçen şeylere rağmen, sen yine bir parça benimdin; ben bütün ruhumla senin...''
Halbuki insanlar için en izzetli ve en şerefli yaşam Allah azze ve cellenin insanları yaratış gayesi olan kulluktu. Allah'u Teâlâ şöyle buyurur: "Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk (ibadet) etsinler diye yarattım." (Zariyat Suresi: 56)
Sayfa 10·Kitabı okudu
"Halbuki hayat o kadar güzel ve ben o kadar yorgunum ki..."
Sayfa 178·Kitabı okuyor
Alıntı