"Dürüst ve emanet ehli" İbn Akîl رحمه الله anlatıyor: "Hac yolculuğum sırasında, kırmızı bir ipe dizilmiş inci bir gerdanlık buldum. Bir süre sonra, onu kaybeden âmâ bir ihtiyarın gerdanlığı aradığını ve bulan kimseye yüz dinar vereceğini öğrendim. Gerdanlığı kendisine teslim ettim. Bana ödül olarak yüz dinar vermek istedi; fakat kabul etmedim. Daha sonra Şam'a gittim, Kudüs'ü ziyaret ettim ve Bağdat'a doğru yola çıktım. Yol üzerinde Halep'te bir mescide uğradım. Aç ve üşümüş bir haldeydim. Cemaat beni imamlığa geçirdi; onlara namaz kıldırdım. Ardından bana yemek ikram ettiler. Ramazan ayının başıydı. Bana: "İmamımız vefat etti, bu ay bize sen imamlık yap" dediler. Ben de kabul ettim. Bir müddet sonra: "İmamımızın bir kızı var." diyerek beni onunla evlendirdiler. Eşimle bir yıl kadar yaşadım ve bir erkek çocuğumuz oldu. Ancak eşim, doğumdan sonra hastalandı. Bir gün hastalığı sırasında boynunda, yıllar önce bulup sahibine teslim ettiğim o inci gerdanlığı, aynı kırmızı ipiyle birlikte gördüm. Hayret ederek: "Bu gerdanlığın bir hikâyesi var." dedim ve başımdan geçenleri anlattım. Bunun üzerine ağladı ve şöyle dedi: Vallahi, o gerdanlığı babama teslim eden kişi sensin! Babam, o olaydan sonra sık sık: "Allah'ım! Kızıma, bu gerdanlığı bana geri veren dürüst ve emanet ehli kimse gibi bir eş nasip et." diye dua ederdi. Allah da onun duasını kabul etti. Daha sonra eşim vefat etti. Gerdanlık bana kaldı; ardından Bağdat'a döndüm." [İmam Zehebî | Siyer-i A'lâmi'n-Nübelâ]
-İstanbul'u 570 yıl önce aldık. Yunan hala "İstanbul bizim geri alacağız" diyor. -Halep'i 100 yıl önce verdik. Türk "bize ne Halep'ten" diyor. Bu halka aşılanan şuursuzluk haçlıların en büyük zaferidir.
Reklam
Çok hastayım
Çok hastayım! Ne Fars diyarlarında ki hekimler çare ola bilirler, Ne Şam ve Halep'te ki sıcaklık beni ısıta bilir, Ne Rum diyarında ki kanuni esasi beni anlaya bilir, Bağdat benden daha beter bir hastalık içinde, Ruhum ikinci Abdülhamid anımsatıyor... Karamsarlığım İttihat ve Terakki macarcılığı oynuyor... Her yanım çiyanlarla dolu, Tebriz de ateş yanıyor, Ben burada üşüyorum, Kefenin cebi yok! Sözlerim Kürtler gibi anlamsız kaldı, Kanuni esasi gibi zamansız bir haykırışım var...
Hayata Dair
2017, Halep-Suriye

Mihri Revzen

@mihrevzen
·
Telefonumun ekranında yılları aşmış şekilde uzun zamandır bu fotoğraf var... Telefon ekranıma bakanlara göre bu, harabenin ortasında oturan yaşlı bir adamın fotoğrafı. Bu yüzden sık sık aynı soruyu duyuyorum: “Bunca güzel fotoğraf varken neden bunu kullanıyorsun?” Çünkü ben o karede sadece bir adam görmüyorum. Fotoğraf, Lübnanlı savaş muhabiri ve fotoğrafçısı Joseph Eid tarafından 2017 yılında Halep'te çekildi. Karedeki kişi, savaş boyunca şehrini terk etmeyi reddeden Muhammed Anis. Etrafında yıkılmış bir şehir, kaybedilmiş yıllar ve savaşın bıraktığı derin izler var. Ama o, kırık piposunu tüttürüyor, müzik dinliyor ve sanki bütün yıkıntılara rağmen hayatın hâlâ devam ettiğini hatırlatıyor. Bana göre bu fotoğraf, insanın şartlar ne kadar ağır olursa olsun içindeki zarafeti, umudu ve vakur duruşunu koruyabilmesinin sembolü. Belki bu yüzden ekranımda duruyor. Çünkü bazen hayat da Halep'e benziyor; planlarımız yıkılıyor, emeklerimiz dağılıyor, beklediklerimiz olmuyor. Ama bütün bunların ortasında insanın bir pencerenin önüne oturup gökyüzüne bakabilmesi, bir melodiyi dinleyebilmesi ve hayata küsmemesi gerekiyor. İnsan bazen her şeye rağmen yaşamayı seçen bir adamın fotoğrafına bakarak kendine bazı şeyleri hatırlatıyor. Belki de bu yüzden, birçok kişinin yalnızca bir harabe ve yaşlı bir adam gördüğü yerde ben; direnci, asaleti, sabrı ve insan kalabilmenin ne kadar büyük bir başarı olduğunu görüyorum.
Hayata Dair
Telefonumun ekranında yılları aşmış şekilde uzun zamandır bu fotoğraf var... Telefon ekranıma bakanlara göre bu, harabenin ortasında oturan yaşlı bir adamın fotoğrafı. Bu yüzden sık sık aynı soruyu duyuyorum: “Bunca güzel fotoğraf varken neden bunu kullanıyorsun?” Çünkü ben o karede sadece bir adam görmüyorum. Fotoğraf, Lübnanlı savaş muhabiri ve fotoğrafçısı Joseph Eid tarafından 2017 yılında Halep'te çekildi. Karedeki kişi, savaş boyunca şehrini terk etmeyi reddeden Muhammed Anis. Etrafında yıkılmış bir şehir, kaybedilmiş yıllar ve savaşın bıraktığı derin izler var. Ama o, kırık piposunu tüttürüyor, müzik dinliyor ve sanki bütün yıkıntılara rağmen hayatın hâlâ devam ettiğini hatırlatıyor. Bana göre bu fotoğraf, insanın şartlar ne kadar ağır olursa olsun içindeki zarafeti, umudu ve vakur duruşunu koruyabilmesinin sembolü. Belki bu yüzden ekranımda duruyor. Çünkü bazen hayat da Halep'e benziyor; planlarımız yıkılıyor, emeklerimiz dağılıyor, beklediklerimiz olmuyor. Ama bütün bunların ortasında insanın bir pencerenin önüne oturup gökyüzüne bakabilmesi, bir melodiyi dinleyebilmesi ve hayata küsmemesi gerekiyor. İnsan bazen her şeye rağmen yaşamayı seçen bir adamın fotoğrafına bakarak kendine bazı şeyleri hatırlatıyor. Belki de bu yüzden, birçok kişinin yalnızca bir harabe ve yaşlı bir adam gördüğü yerde ben; direnci, asaleti, sabrı ve insan kalabilmenin ne kadar büyük bir başarı olduğunu görüyorum.
Hayata Dair
Şukela gözlerin zemzem dolabı Kaşın eder Beyrut ile Halep i Kıvrılmış saçların sırma kelebi Gün vurdukca parlar tel acem kızı…
1000Kitap
Reklam
Reklam